15 Şubat 2018 Perşembe

Öyle Kolaysa

Kafalar karışık. Canlar sıkkın. İnsanlar mutsuz.Kavramların içi boşaltılmış, mutluluklar yapaylaşmış ve acılar sahteleşmiş. Ama diyor insan, 'ha gayret'. Şu sabaha da uyan, nefesini de al, akşamı da karşıla fakat yaşamaya pes etme. Etme ki bazı şeylerin de bir anlamı olsun...
Peki ne istiyoruz? Ne amaçlıyoruz? Koca bir boşluk.
Hatırı sayılır bir süredir 'sen yeter ki iste elbet bir yol açılır' klişesine olan inancımı üst raflara kaldırmış durumdayım. Genelleme değil bu yaptığım fakat bazı gönülden istemeler her daim orada ve o anda olamıyor -ne yazık ki- ... Sonra durup bir soluklanıp istemek kavramının derinlerini sorguluyorum elimde olmadan. Çünkü sanırım bu kavramın da içini boşaltmayı toplum olarak fazlasıyla benimsedik. Sonra bir boşluk oluyor, bir düşünme dalgası. Sanırım yeterince istemiyorum hissi doluyor ciğerlerime. Fakat iç sesim de yeterince istediğinden neredeyse emin. Hal böyle olunca buyurun karmaşıklık silsilesine...
Çok garip varlıklarız vesselam, ulaşamadıklarımız gözümüzde birer mücevher. İmkansızlar birer çıkış yolu adeta. Bile isteye, -göz karartmaksa bu- gözümüzü karartarak davamızdan vazgeçmiyoruz. Neden? Bir nedeni yok. İnsanız işte, etten kemikteniz hani...
Tek birşeyden eminim; ulaşamadıklarımızı arzularken mutlulukları da erteliyoruz. Hem de gözümüzü bile kırpmadan, zorlanmadan ve belki avunmadan. Yahu insan insana bunu neden yapar? Neden işleri zorlaştırır mesela, var mı bunun bir cevabı? En basit istekler bile gerçekleşirken neden şükürsüzlük açar kapılarını, bilemiyorum...
Tabi şu noktada işin içine fırfırlı fedakarlık mevzusu giriyor. Ertelediğimiz mutluluklar aslında başkaları tarafından fedakarlık olarak nitelendiriliyor. Oysaki benim için fedakarlık adı altında yapılan eylem yalnızca erteleme olayını beş ile çarpmak. Çünkü hayat bu, geleceğe dair bir çıkarımımız kesinlikle yok. Yani plan yapsak da bazı şeyler elimizde olmuyor, değil mi ama!
Sonra diyorum ki 'amaan sen de herkes gibi olmaya bak, zorla kendini'... Cık, olmuyor. İnsan bazen de ceketini alıp çıkmak istiyor büyük kapıdan. Bir tepeciğe çıkıp ardında kalanlara el bile sallamak istemiyor mesela. 
Ah be insan, ah! İstiyorsun, biliyorum. Belki benden bile çok istiyorsun bazı şeyleri/ kişileri/ durumları. Fakat korkuyorsun kabul et. İletişim kurmaktan, kelimelerini açmaktan, harekete geçmekten ve belki düşünmekten bile. Tüm bunlar başkalarını zor durumda bırakmaktan başka bir işe yaramıyor. Fedakarlık yapmaksa mesele, sen riskleri hesaba katmıyorsun.
Bil istedim.
Gerçi bildiğinden de eminim ama...
Neyse işte.   ✌ 



9 Şubat 2018 Cuma

Aynada Kendini Görmelisin #2

Ne yalan söyleyeyim bu başlığı bir seri haline getirmek hiç aklımda yoktu. Fakat bilirsiniz işte, hayat. Ve bilirsiniz işte, insanlar. Aah ah!.. 😁

  • 'Haklıyım ve tabi cazgırım' diyenler
Bir sabah gözlerimizi açsak ve dünya ultra fonksiyonlu uzay çağına geçiş yapmış olsa(!), her bireye seçtikleri bir kısım insanı geride bırakma şansı verilse, ay kimse kusura bakmasın ama ben vallahi de bu tipteki bireyleri güle oynaya ardımda bırakırım. Hem iyi olur; döner dolaşır birbirlerine haklı olduklarını ispatlamaya çalışırlar. Ve tabi bol bol da çirkeflik yaparlar...

  • 'Canım sana beş dakikaya kessssin dönüş yapıyorum' diyenler
Yahu, aramışsın ulaşamamışsın. Öyledir, böyledir, insanların işi vardır ya da her nasıl düşünmek istersen. Zaten etkili iletişimi sağlayamayan sensin. Bir de üzerine kalkıp ha aradım ha arayacağım diye insanları darlayan da sensin! Ey ki bu tipte olan bireyler, hayat takıntılardan uzak da misler gibi yaşanıyor. Biraz şu kafa seslerinizi kısıverin, biraz tebessüm ediverin hani. Çok rica ediciim!


  • 'Sen benim kim olduğumu biliyor musun' diyen ağır görünümlü hafifcikler
Bu tipteki bir bireyin yangında kurtarılacaklar listesinde kendisi, arabasının anahtarı ve koyu kaplama güneş gözlükleri vardır. 😃 Gerçi muhtemel bir yangında kurtarma operasyonuna girmek yerine ilgili pozisyonlara benliğini sunmayı tercih eder, o da ayrı bir mesele... Kaderin cilvesi mi demeli bilmiyorum fakat her ortamda varlar, kara kaşlı kara gözlü yağız delikanlı duruşlarını asla bozmazlar. Ha bir de serçe parmaklarına taktıkları devasa yüzüklerini unutmuşum, hihihi!


  • 'Ne yapayım be aşığım aşık' diyen saplantılı yalnızlar
Ahh ah! Sizlere diyecek hiçbir şey bulamıyorum aslında. Öyle zor, öyle karmaşıksınız ki tüm doğrular sizin doğrunuz, tüm yollar sizin yolunuz, tüm acılar da sizin acınızmış gibi bir sahiplenme yaşıyorsunuz. Hayat bir okyanus ise insanlık o okyanusun en dibindeki yosuncuk parçası. Yani diyorum ki oraya buraya vay efendim halen unutamadım da vazgeçemedim de naraları atacağınıza gidin bir kitap okuyun mesela.

  • 'Şüphelerim olmadan asla' diyen vefasızlar
Evet, başlığı biraz sert olmuş olabilir fakat bu tipteki birey benim için kesinlikle vefa kavramından yoksundur. Hayat öyle garip bir süreç ki bir bakmışsınız sizden bir parça olan insanlar aslında varlık bulduğu andan itibaren şüphe duymayı kendisine bir görev edinmiş. Böylesi bir birey ile uyum sağlamak bence oldukça yıpratıcı. Hem kim her daim diken üzerinde gibi hissetmek ister ki? Bana kalırsa bu tipler bir gemi seyahatine çıkıp en uygun adada acilen mahsur kalabilirler. Kuşun ötüşünden, yengecin yürüyüşünden ya da su dalgasının geliş şeklinden de şüphe etmezlerse tabi(!)

31 Ocak 2018 Çarşamba

#sosyolugat21- Toplumsallaşma

En sevdiğim ve özlediğim serinin 2018 versiyonuna nihayet dönmüş bulunuyorum! 💃
Blogumda yazmayı en çok sevdiğim konulardan öncelikli olanı tabi ki sosyoloji. 2017' de kendime on beş sosyolugat yazısı hedefi koymuştum; hem çok sıkmamak hem de zorlamamak adına. Yirmiyi bulmuş, sevindirdi.
Bu yıl her ayın son günü seriyi devam ettirmeye karar verdim. Bir de bu şekilde denemek istiyorum, en azından sosyoloji hakkında yazıyor olmak bile mutluluk veriyor bana... 😍 

Hay Allah! Nasıl olmuş anlamadım ama o kadar yazı içerisinde bu temel sayılabilecek kavrama değinmemişim(!) Kendime güldüm doğrusu. 😁

Toplumsallaşma aslında genel çerçevede birey ile toplum arası ilişkileri bir anlamda çözümleyebilmek adına ortaya konmuş bir kavram; bireylerin, toplumun norm/ değerlerini içselleştirerek edindikleri rolleri öğrenme ya da toplumun bir üyesi haline gelmeyi ifade eden bir konumu olan kavram. Daha net bir ifadeyle toplumsallaşma sürecinde birey, hem kendisi hem de içinde bulunduğu toplumu adına bir varoluş sergilemektedir. Aynı zamanda toplumun mevcut sürekliliğinin devam ettirilmesi adına, bu toplumsallaşma süreci adeta bir şart niteliği taşımakta ve her toplumda gerçekleşmektedir. Tabi gerçekleşme şekillerinin ya da araçlarının farklılık gösterebileceğini de eklemekte fayda var. 
Şöyle bir üst pencereden bakılınca toplumsallaşmanın hayata ilk adım olan çocuklukla sınırlı kaldığı izlenimi ortaya çıkabilir. Fakat çağımızda bu süreç artık yalnızca çocukluk dönemi ile sınırlı kalmamakta, hayat boyu devam eden bir platform niteliğini taşımaktadır. Bunun yanı sıra bu uzun maratonun pürüzsüz bir duruş sergileyeceğini söylemek yanlış olabilir. Çünkü oldukça fazla katılımcı barındırdığı için karmaşıklıklar da olası sayılmaktadır.
' Ey ahali toplumsallaşıyoruz, aman da aman!' gibi bir düşünce sanırım doğru bilinen yanlışlar arasına girebilir. 😄 Evet, tüm hatlarıyla bu süreç birlikteliği esas alıyor olabilir fakat toplumsallaşan birey, her adımın içsel olarak farkındadır ve karşılaştığı hamleleri yorumlayabilir. Bunun için bireyin mevcut konumunun bir önemi yoktur; bebek de olabilir yetişkin de...
Toplumsallaşma meselesi her ne kadar geniş sınırlara dayandırılsa da odak noktasında bireyin çizdiği sınırları barındırdığı unutulmamalıdır; ekonomik durum, yaş, duygusallık, ilgi alanları ya da yaşam sağlanılan çevre gibi...

28 Ocak 2018 Pazar

Küçük Bir Mim

Hazır mimlerle ilgili hızımı almışken dayanamadım bir mim daha yapmak istedim. Sevgili Yüreğimin İklimi sorularını çok sevdiğim ve okumaktan keyif alacağımı düşündüğüm bir mim bırakmış tam buraya. Ben de seve seve yapmak istedim, umarım katılımı bol olur ve bizler de güzel yazıları okuyabiliriz... 😇










  • Dünyayı değiştirecek 3 küçük adım?


Nasıl da umut dolu bir soru bu böyle. Bir sabah uyansak ve iç dünyamızın o pırıltılı dilekleri gerçek olsa, ne güzel olurdu değil mi... 
Benim üç adımım merhamet, dürüstlük ve erdemden geçiyor.

  • Dünyanın daha fazlasına ihtiyacı olduğu şey?
Bence dünya artık daha fazlasına ihtiyaç duymasın. Zaten o fazlalıklar değil miydi bizleri hızlı tüketmeye, eksikliklere ya da kötülüklere itmiş olan... Yine de ihtiyacımız olan birşey varsa o da kendimiz olsun, benliğimiz ve özümüz.

  • Okuduğunuz son kitap?
Stefan Zweig / Amok Koşucusu

  • İzlediğiniz son film?
Coco. 😋

  • Değişmenizi sağlayan bir hatanız?
Aslında bu zor bir soru. Teoride karakterimi kendi iradem dışında şekillendirme karşıtı olsam da hayat bazen - ya da her daim- insanı mutlak bir değişime sürüklüyor öyle ya da böyle. 
Vakti zamanında insanları kendimden daha fazla düşünme gibi bir huyum vardı. Sanırım burcum gereği... Sonra baktım kötü olan ben oluyorum, sınırları çizip yalnızca gerçekten değer verdiklerime uyguladım bu durumu. İyi de oldu bence...

  • Sözcükleriniz eylemlerinizle eşit midir?
Bu konuda hassas olmaya özen gösteririm. Fakat kimilerine göre böyle değilimdir belki de. Olsun, ben kendimi bildiğim sürece sıkıntı olacağını sanmıyorum. 😉

  • Gurur duyduğunuz bir başarınız?
Sanırım benim için en büyük başarı ailemin benimle gurur duymasını hissetmek.

  • Hayattaki öncelikleriniz nelerdir?
Ailem, değerlerim, evcil hayvanım ve sağlık.

  • Kendinizde beğendiğiniz 5 özellik?
Bu soru zormuş yahu! 😁 Beş özellik çıkar mı bilemem ama, genel anlamda bencil olmadığımı düşünüyorum ve umarım hayat beni hiçbir zaman bencil olmak zorunda bırakmaz... 😃

  • Geçen haftanın en güzel olayı nedir?
İlginçtir ama geçen haftanın bırakalım en güzelini, güzel olarak nitelendirilecek tek bir yanı bile yok ne yazık ki. Sanırım hayatımda geçirdiğim en yıpratıcı dönemlerdendi. Olur öyle diyelim...

Ben mimi yapmaktan gerçekten keyif duydum. Umarım yapan herkes benimle aynı duyguları paylaşır. Aslında herkesin katılmasını istiyorum fakat bu defa özel olarak belirtmek istediğim isimler var. 😎

25 Ocak 2018 Perşembe

Mim: Sinema ve Ben

Oldukça zor bir haftanın içinde kendimi bulmuşken ve şöyle keyif verecek şeyler ararken sevgili Öneri Makinesi adeta su serpmek adına bir mim yapmış ki, okurken çok keyif aldım ve tüm hızımla davetine karşılık vermek istedim. 😇 Sanırım artık mimlerle aramda bir bağ oluştu... 😂
Canım Öneri Makinesi' ne bu güzel mimi ve daveti için teşekkür ediyorum. Kendisinin cevaplarına buradan ulaşabilirsiniz. 😋






- Bölüm bir
  • Sinemada izlediğin ilk film;
Çocukken hayat çok doğaldı, saftı. İlişkiler çıkarsız, birliktelikler de bir o kadar anlamlıydı. Henüz modern zamanlar hızını beynimize diretmiyorken(!) biz çocukluk arkadaşları, annelerimiz, babalarımız belirli günlerde toplanır sinema geceleri yapardık. Çocuk aklı falan ama aldığım o tadı sanırım hayatımda bir daha hiç alamadım. Sinemada izlediğim ilk film Matrix, hiç unutmuyorum. Çünkü biz çocuklar tayfası o kocaman salonun koltuklarında misler gibi uyumuştuk. Hihihi! 😁


  • Film en güzel .....' de/ a izlenir;
Ben sinema ruhunu sevenlerdenim. Özellikle beklediğim filmler varsa mutlaka bir sinema salonuna gidip izlemeyi tercih ederim. Fakat tabi karanlıkta bilgisayar ekranından izlenen filmlerin yeri de bir ayrı... 😉


  • Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler;
Ortamın karanlık olması yeterli. Bir de film izlediğim kişiyi doğru seçmek isterim; kimisi çok konuşuyor vallahi ne izlediğimizi anlamıyoruz yahu! 😄

- Bölüm iki

  • Tek başına mı, kalabalık mı?
Oo bu ne zor soru böyle! Ruh halime göre değişeceğini düşünüyorum fakat diğer yandan çok kalabalık da her zaman iyi bir fikir olmayabiliyor.

  • Mısır mı, cips mi?
Mısırsız film izleyen bizden değildir, hihihi 😁

  • İki boyutlu mu, üç boyutlu mu?
Gönül ister ki kaliteli olduğu sürece hep üç boyutlu olsun. Çünkü bence onun tadı da bir başka...

  • Avm sineması mı, sokak sineması mı?
Neden bilmem ama sokak sinemasında dikkatimin oldukça dağıldığını farkettim. Konsept olarak çok hoşuma gitse de pratikte avm sinemalarını daha tercih edilir buluyorum.

  • Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?
Aslında bir filmi izlemek adına çok fazla irdelemek istemem. Çünkü irdelediğim an muhtemelen o filmden vazgeçerim. Film hakkında öncesinden bilgi edinmek pek hoşuma gitmiyor. Tabi bazı zamanlarda sırf yorumlar ışığında hareket ettiğim de olmuştur...


Yaparken eğlendiğim bu keyifli mim için yeniden teşekkür ediyor ve bir klişe olarak okuyan herkesi mimlenmiş sayıyorum. 😇 

18 Ocak 2018 Perşembe

Çizim Çekilişi

Benim için 2018 blog dünyasındaki güzel isimlerden gelen ve beni çok mutlu eden hediyelerle başlamıştı. Yazıları yazarken yaşadığım sevinci yeniden yaşamıştım. Bu çok güzel bir duyguymuş... 😇
İşte yine bir teşekkür yazısı; sevgili fatofotofan yeni yılı karşıladığımız günlerde şöyle harika bir çekiliş düzenlemiş ve ben de kazanmıştım. İyi ki de kazanmışım vallahi!
Güzel kalpli arkadaşımın yetenekli kaleminden bu defa ben çıktım ve çok çok mutlu oldum. Kendisine emekleri için yeniden teşekkür ediyorumm! ❤❤

15 Ocak 2018 Pazartesi

Akıldan Kalbe


  • Düşün. Bu hayatta yapacağın en doğru hamle bu. Belki de kuralına göre oynamanın tek yolu... Yeri gelecek durup yalnızca düşünmen gerekecek, gereksin.

  • Sev. Bir şehri, bir kitabı, bir insanı ya da belki bir kalemi... Fakat sev; derinlerine kadar hisset hatta. Samimiyetin göz bebeklerine yansısın.

  • Mücadele Et. Eğer sana bir şans veriliyorsa tek amacın bunu değerlendirmek. Sen buna ister şans de, ister kader. Ya da her nasıl adlandırmak istiyorsan; nefes aldığın hiçbir gün karşına emek vermeden çıkan şeyler olmayacak, olmasın.

  • Korkma. Çünkü hayat korkacak, yenilecek, çekip gidecek kadar uzun soluklu değil. Bugün varsın, yarın yok. Korkuların gölgelerin ardına saklansın.

  • Kahkaha At. Bazen gerçekten, bazen derinden ama hep! 

  • Sabret. İşte bu seni çok zorlayacak. Yara açacak, yıpratacak. Fakat sonunda kazananın sen olacağına inan. En azından inanıyormuşçasına atsın kalbin.

  • Vazgeç. Vazgeç ki hayatı her sabah yeniden yaşayabilecek gücün olsun. Kimileri gider, kimileri döner, birşeyler olur ve biter.

  • Ağla. Toz pembe gezegeni kim keşfetmiş ki sen devam ettireceksin? Bırak aksın göz yaşların usul usul. Yüzünde hisset mesela, aynada izle. Çünkü bu sensin.

  • Yaşa. Oksijeni içine çektiğin her an ilk anınmış, geri bıraktığın her an da son anınmış gibi...


14 Ocak 2018 Pazar

Mim: 2017- 2018

Nihayet bu mim yazısını yazmak üzere kahvemi alıp klavye başına geçebildim. Malum artık mimlerle olan münasebetim bir hayli boyut atladı(!) 😃 Aslında bu mimi okuması oldukça keyifliyken işi yazıya dökmesi benim için epey zor oldu. Fakat bir yanım da sevgili Feri Peri beni şurada davet etmişken göz ardı etmeye razı olmadı. Kendisine güzel daveti için çok teşekkür ediyorum... 😇 
Blog aleminde tazeyim aslında, acemi sınıfındanım belki de henüz. Bu mimi hatırı sayılır sürelerce burada emek harcamış arkadaşlarımdan okumak benim daha çok hoşuma gitti. Tadını daha iyi aldım diyelim. Yine de halimiz neymiş ne değilmiş, bir bakalım... 😁


İzlenmiş film sayısı: 125 / vallahi bunu hesaplaması zormuş 😋

İzlenmiş dizi sayısı: 10 / dizi konusunda fazlasıyla seçici olan ben için büyük başarı 😎

Okunmuş kitap sayısı: 18 / okunması gereken kitap çok, zaman yok 😩

Blogda paylaşılmış yazı sayısı: 132 / ki daha fazlası olmalıydı 😉

Yapılmış yorum sayısı: bunu saymanın pratik bir yolu var mı ki... 😁

Toplam görüntülenme sayısı: 17.445 / aslında rakamların benim için hiç önemi yok. Kimse görmese de ben yazarım yani 😍

En çok görüntülenmiş yayın: Bloggerlar Arasında 

Blog takipçileri: 216 / ❤❤

Gelelim 2018' e;
Açıkçası 2018 için tek hedefim yazmak ve daha çok yazmak. Sosyolugat serisi blog için yapmayı en çok sevdiğim seri. Bu yıl ayda bir olarak yazmayı düşünüyorum ancak eklemeler de yapabilirim tabi. Film ve belgesel serilerinin de biraz geri planda kaldığının farkındayım -ne yazık ki- Bir an evvel toparlamayı düşünüyorum. 
Spesifik hedefler koymaktan ziyade içimden geldiği gibi yazdığım bir yıl olsun istiyorum aslında. Ancak o zaman kendimi tamamen yansıtıyormuş gibi hissediyorum... 😇
İşte böyle, mimi çoğu blog arkadaşımız yaptı ama okuyup da yapmak isteyen herkes davetlimdir. 


11 Ocak 2018 Perşembe

Abur Cubur Kargosu

Aman Allahım! 

Yorgun bitkin eve dönmüş, az biraz da halsiz hissediyorken odamda bir paketçiğin bana usul usul göz kırptığını farkettim. Ay, insanlık her daim böyle sürprizlerle karşılaşsa vallahi ne mutsuzluk kalır ne stres! 😁


Sevgili BİRPEMBESEVER blog sahibi Tuğçe, şurada nasıl olduğunu anlayamadığım ancak kazanıp da havalara uçtuğum orijinal çekilişin birbirinden farklı hediyelerini göndermiş inci gibi yazısı ve akıp giden mesajı ile şenlendirdiği kartpostal eşliğinde. 💗 Çok mutlu oldum, o paketi açması ve içindekilerle karşılaşması sanırım hayatımda yaşadığım nadir anlar arasına girmeye hak kazandı. Kim derdi ki taa Kore' den abur cuburlar gelecek de beni bulacak. Ama buluyormuş işte...

Şimdi buraya 'hepsini denedim şöyle farklıydı böyle bayıldım, oy oy' yazmak istiyorum ancak itiraf edeyim o paketleri açmaya kıyamadım. Evet, kıyamadım çünkü hayatımda ilk defa böyle bir deneyim yaşıyorum ve açıkçası tadım seansı yapmam biraz zaman alabilir, hihihi! 😎

Sevgili Tuğçe' ye güzel hediyeleri, İstanbul kokulu kartpostalı ve bizleri buluşturduğu çekilişi için çok çok teşekkür ediyorumm... 😇❤ 

10 Ocak 2018 Çarşamba

Yılbaşı Kargosu

Yeni yıla girerken elimden geldiğince tüm etkinliklerin içinde bulunmaya çalıştım. Açıkçası oldukça eğlenceliydi; güzel samimiyetler ve büyük hatıralar elde ettim. İşte onlardan bir tanesi daha tüm günümü güzelleştirmeye yetti. Hem de dolu dolu bir kutu ile!

Sevgili Masal Zehra çok da nefis bir konsept fikriyle bizleri bu güzel etkinlik ile buluşturmuş ve eşleştirmişti. Tıpkı diğerleri gibi içinde bulunmaktan oldukça keyif aldım. Umarım böylesi nice paylaşımlarda keyifle bulunabiliriz... 😇

İnce düşüncesi, güzel notu ve ve dolu dolu hediyeleri için kendisine yeniden çok teşekkür ediyorumm. ❤

9 Ocak 2018 Salı

Rol Yapma, Rol Yapma!

Bazı acılar insanın yüreğine öyle derin işliyor ki, ne devam edecek derman ne de yerinde kalacak sabır bırakıyor ardında. Güneşli günler öyle her sabah hazırca gelmiyor mesela. Çiçekler her dönem açmıyor. Kuşlar da ötmüyordur belki. Belki de hepsi -mış gibidir, ben gibi...
"Yahu nesin sen be , dengesiz misin? İradesiz misin yoksa sabırlı mı? Nasıl başarıyorsun ağlarken gülebilmeyi, gerginken muhabbet edebilmeyi? Nasıl yaşıyorsun böyle?"

Kendime not: istemek her durumu çözmez, ne sen kendini yor ne de başka şeyler için yorul. 
Kendime yeniden not: eh, bunu yapmak da öyle kolay değil hani. Sayısız kereler yor ve yorul ki, bir sabah bu tecrübeyi edinmiş ol.

Farkındayım, biliyorum, düşünüyorum fakat bazı şeyleri bünyeme öyle kolay kolay harmanlayamıyorum. Hayatın mı canı bana sıkkın yoksa intikam mı alıyor bilemiyorum ama, açıkçası bazı spesifik vuruculukların yeniden nefes almaya başlamasından hoşlanmıyorum. Hatta bu beni bir nebze öfkeli bir insan haline dönüştürüyor.
Kimse benden dört dörtlük bir yaşam düzeni beklemesin, benim de kimseden beklemediğim gibi. Çünkü beklenmez. Çünkü hayat dümdüz bir yoldan ibaret değil. İneceksin, çıkacaksın, kaybolacak ve yıpranacaksın. Ama en çok da bunu defalarca tekrarlamaktan usanmayacaksın. 
İnsana verilmiş en büyük armağan eleştirilebilir bir varlık olması bence. Benliğine dışarıdan bakan onlarca göz var, sen yapamıyorken. Sesini karşıdan duyan, gözlerine karşıdan bakan ve tavırlarını karşıdan inceleyen birileri. Daha ne olsun yahu!
Takıntı ile zaaf arasında, gitmek ile kalmak kıyısında bir yerlerdeyim. Üzülüyor, gülüyor, öfkeleniyor ve belki de bekliyorum. Fakat bu, böyle işte. Bir hesap mı vermem gerekiyor, açıklama yapmam ya da raporlar sunmam mı yoksa? Yoksa hepsini aynı anda yapmam mı? Bence hiçbiri...
Gel gelelim birilerine birşeyleri diyememek beni oldukça rahatsız ediyor şu sıralar. Daha doğrusu olması gereken konuşmaları bile yapamamak... 
Ama olsun, hadi bakalım bu defa da canın sağ olsun be hayat. Sen kazandım say...


3 Ocak 2018 Çarşamba

Bir Yaşım #herteldenşef

Hayat ne garip bir maraton öyle. Bir yıl önce bugün plansız, zamansız ama büyük istekle klavye başına geçip içimdeki yazma isteğine kendimce bir kıyafet giydirmeye çalıştım. Gün sonlandığında aynanın karşısına geçip kendime yandan bir gülücük attığımı anımsıyorum. Dünyaları kurtarmış mı gibiydim neydim, öyle bir hafiflemeydi sanki. 😁
Bazı şeyler uzaktan bakarak olmuyormuş mesela. Blog dünyasına girmeden önce de çok blog takip eder, elimden geldiğince okur ve bolca düşünürdüm. Bu eylemi hatırı sayılır bir süre boyunca gerçekleştirdikten sonra kapının içeriden de kapatılabileceğini farkettim. Neden bu kadar geç farkettim diye defalarca kendimi sorgulamadım değil tabi. Demek ki bir zamanı varmış, belki de en ihtiyacım olan an 'o an' mış.
'Çok okunmalıyım ama öyle böyle değil, popi olmalıyım heheyy!' gibi bir kaygım olmadı. Kimse okumasaydı da ben yazacaktım ki zaten yazıyordum. Bir deftere. Ve kimse okumuyordu. O zaman da yazmak beni iyi hissettiriyordu, şimdi de. Bu nedenle ya da belki de olmayan bir nedenden ötürü eğer bir beklenti içine girecektiysem bunun eksilerde gezinmesi gerektiğine karar verdim. Dolayısıyla yazmak eylemini kendime bir zorunluluk gibi gösterme işini de bir kenara bırakmış oldum. Çok da iyi oldu doğrusu, içimden geldiğince ve sınırsızca yazdım bıkmadan.
Günler günleri kovalarken yeni keşiflere ufuk açtım ben de. Bu çok keyifliydi! Yeni kişiler tanımak, hayatlara misafir olmak, acıyı- sevinci- heyecanı bir yorumla paylaşabilmek ve yalnız olmadığını bilmekti belki de durumu keyifli kılan. Herkesten bir parça almaya çalıştım. Elimden geldiğince her kapıyı tıklatıp yorumcuklar bırakmaya çabaladım. Kuralına göre oynanacaktıysa mesela -en azından bu konuda- ben de vardım hani... 😉
Sonra birgün hayat bana bir kuralı yeniden öğretti; insan görmeden de ısınabiliyormuş bir başkasına. Sesini duymadan da desteğini hissedebiliyormuş. Hem de çoğu durumdan daha gerçekçi samimiyetlerle... Güzel insanlar halen varmış meğer. Hep olsunlarmış mesela... Bu nedenle o ilk toyluklarımı ve yanımda olan isimleri asla aklımdan çıkarmıyorum, kalpten bir bağlılık hissediyorum ve bu böyle de devam edecek eminim. Şuanda isimlerini kelimelerle belirtmesem de beni anladıklarını biliyorum ve çok çok teşekkürlerimi sunuyorum. 😇
Toyluklar demişken çok ilginçtir hali hazırda yazma eylemini ne kadar gerçekleştirsem de burada yazmak tüm tecrübelerden oldukça farklıydı. Ve tabiki geriye dönüp bakınca 'ay inanmıyoruum bu nedir yahu!' naraları attığım yazılarım da yok değil. Muhtemelen bir gazla mı yazmışım ne yapmışım, hihihi 😃 Ha, şuan efsaneler efsanesi miyim? Tabiki hayır. Ne kadar zaman geçerse geçsin böyle olacağımı düşünmüyorum, olmak da istemiyorum aslında. Çünkü o zaman bazı şeyleri 'tamamlanmış' hissedeceğim ve belki de ivmemi düşüreceğim. Ben bazı şeyler hep yarım kalsın ki o heyecanını soluyabileyim istiyorum...
Velhasıl kelam, işte zaman yine hızını kanıtladı ve bir yıl daha geride kaldı. Bir yaşım oldu, bir yıl adım, bir hikayem... İyi ki oldu, gezegene veda edene kadar da hiç bitmesin! Bu bir serüvense adım adım, tadını ala ala dolaştırsın her köşesinde... 💫