4 Ocak 2017 Çarşamba

Sahiden İnsan Ne İster ?

Az önce en sevdiğim kupamda bir çay yaptım kendime. Oturdum ve en sevdiğim konuma ayarladım kendimi; yazmaya. Aslında herkesin çözdüğünü düşündüğü ancak bir küçük kıvılcımda endişeye kapıldığı bir konuda benim de yazmış olmam gerekiyordu sanırım. Evet, hepimiz birşeyler istiyoruz ve istediğimiz şeyler gerçekleşmediğinde umulmadık karakterlere bürünebiliyoruz. Bu konuda çok samimiyim ve çoğu kez beklemediğim tepkilerle karşı karşıya kalmış bir kişiyim. Zaten tecrübe denilen o efsanevi sularda -boğulma riskini göze alarak- böyle yüzmeyi öğreniyoruz. Kimilerine göre hayat her isteğin gerçekleştiği bir rüya iken kimilerine göre tıpkı medeni bir insanın yapması gerektiği gibi isteklere ket vurmanın bilindiği bir serüven. Eh, insanoğlu çiğ süt emmiş diye boşuna dememişler. Bu isteklerin sonunu getirebilen var mı? Doğrusu ben hiç rastlamadım. Aksine herşeyin dört dörtlük olduğu, eksiklerin kusursuzca tamamlandığı ve hatta üzerine ekstraların bindiği bir ortamda bile ayrıntıda boğulabilecek yeteneğe(!) sahip insanlarla aynı oksijeni soluyoruz. 

Peki gerçekten ne istiyoruz? Mutluluk? Para? Sağlık? Ya da hepsini içinde toplayan bir paket program. İşin aslı ne istediğimizin kimse farkında değil çünkü hepsine sahip olduğumuz gün bile -ki çoğu kişi bunlara sahip olduğunun farkında bile olamıyorken- içimize bunaltılar geliyor, kara bulutlar üzerimize çöküyor, kasvet içinde kasvet yaşıyoruz. Ah biz insanlar! Modern hayatın o hızlı tüketen toplumunda kendimize en uygun yeri beğenip yerleşmesini çok iyi biliyoruz kabul edelim. Bu yolu çıkarlarımız çiziyor olabilir ya da bencil varlıklar olmamız bu duvarları örerken bize yardım ediyor olabilir. Ama irade de bize bahşedilen bir faktör ve onu kullanmak için de beynimiz tam da merkezi bir noktada 'hazır ol' da bekliyor. Çok sevdiğim bir hocam 'Ne isterseniz isteyin, ne düşünürseniz düşünün mantık süzgecinden geçirmeden hareket etmeyin.' derken tam da bunu kastediyor olmalıydı. Diğer yandan başka bir pencereden bakacak olursam tüm bu yazdıklarımı çürütecek tezler üretebilirim. Çünkü karşımda tüm ihtişamıyla sarsılmaz bir sosyal medya unsuru var. Daha doğrusu teknolojiyle hayatımıza girmiş ve bizi ele geçirmiş o kafes de diyebilirim. Günde üç saat, haftada üç gün TV, cep telefonu ikilemesinde git- gel yapan bir bireyin isteklerine filtre koyması sanırım çok beklenmedik bir hamle olurdu. Hatta içinde bulunduğu toplumun kendisini dışlama ihtimalini düşünerek bu filtreyi koyabilmesı imkansıza yakın olurdu. O halde kestirme yolu seçtiği için kimseyi suçlamamak mı doğru olan? Ya da sırf kolay olanı seçti diye sorgulama özgürlüğünü ortadan kaldırmak mı? Evet, biliyorum. Kısır bir döngü gibi. Bir bumerangın sürekli geri dönüşü gibi. Gel gelelim kendi adıma tabiki bir cevaba sahibim; henüz tecrübe sularının en derinlerinde yüzmemiş olabilirim ancak insan her yerde insandır benim için. Ne tür bir ortama girmiş olursa olsun önce kendisini düşünerek atar adımlarını. Biraz ısındığında ise çıkarlarını kolaylıkla gözler önüne serebilir. Olmaz demeyin, yıllar boyunca o çıkarlara hizmet etmiş ama bir gün geldiğinde pürüzler çıkarmaya başlamışsanız olacaklara fazla tepki vermeden oradan uzaklaşmaya bakın. Çünkü bağımsızlık, ikili ilişkilerde çıkarların en büyük düşmanıdır.. 😉
Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder