26 Mart 2017 Pazar

Bir Çocuk Bir İnsan

Tam dört günlük yokluğun ardından yeniden klavye başına geçmek ne güzel bir duyguymuş meğer! Son birkaç haftadır tempolu geçen günler sonucunda açıkçası fiziken olduğu kadar beyin yorgunluğu da hissediyordum. Eh, hazır böyle bir ruh halindeyken ufak ayarlamalar sonucunda kendimi şehirden uzakta bulmam kaçınılmaz olacaktı. Böyle hızlı verilmiş kararları severim ben. Çok fazla eşya almadan, çok kasmadan yapılan yolculukların tadının daha fazla hissedileceğini düşünürüm. Belki de kısa bir zaman dilimini değerlendirmek gerektiği için böyle düşünüyorumdur, bilemiyorum.
Neyse, lafın kısası şöyle bol yeşillik, ekstra oksijen arasında bir yerlerde varlığıyla yokluğu bir vaziyette haftasonu geçirebildiğim için mutluyum tabiki ve en kısa zamanda tekrarlamayı umuyorum. 😋
Hep derlerya mekan değişikliğinde fayda vardır diye. Gerçekten de öyle. Bir kere kafayı dağıtıyorsun. Hiçbir şey yapmamış olsan bile, aynı ortamı paylaştığın fakat daha önce hiç tanışmadığın insanlarla etkileşime geçmek bile farklı kılıyor seni. Açık konuşmak gerekirse benim de en keyif aldığım şeydir bu durum. Çünkü bana göre her insan bir yaşanmışlıktır. Bu yüzden imkan buldukça yeni insanlar tanımaya ya da yeni yerler görmeye gayret ediyorum. Yola çıkarken beklentim yine bu yöndeydi ve böyle de oldu. Ama bu sefer fazladan bir güzellik daha oldu. Tüm günümü güzelleştiren, kalbi güzel küçük bir hanımefendi ile tanıştım. Tanışmamız için bana göre hiçbir sebep yoktu ama o 'ben seni şurada otururken gördüm' gibi dünyanın en saf tavrıyla geldi yanıma. Sanki beni uzun zamandır tanıyormuş gibi sempatik konuşmasıyla tanıttı kendisini. 'Şimdi arkadaş olalım mı?' diye sormayı da ihmal etmedi, ben de seve seve kabul ettim. İçime de çok tatlı bir huzur doldu açıkçası. Çocuk masumiyeti dedikleri şey buymuş dedim kendi kendime. Oysa küçük Selin' in yerinde bir başkası olsaydı ve bir ihtimal tanışmak isteseydi kafasından türlü çeşit muhakeme yapıp sonunda bundan vazgeçerdi eminim. Çoğunluk adına bu kanıya varabilirim ve belki kendimi de zaman zaman bu çoğunluğa dahil edebilirim. Çünkü biz insanlar arasındaki en temel problem, birbirimize duyduğumuz bu güvensizlikten kaynaklanıyor. Tabiki de sorgusuz sualsiz gidelim herkesle konuşalım, tanışalım demiyorum. Sadece içimizde varolan ve belki de engelleyemediğimiz o doğrudan ön yargılarımızdan bahsediyorum. Zaten şu irdelemeden kabullendiğimiz ön yargıları bir bırakabilsek birbirimize duyduğumuz saygınlık da yükselişe geçecek.
Aslında Selin ile vakit geçirirken bir yandan da bunları düşünüyordum. Tam da o sırada annesinin gelip 'insanlara rahatsızlık vermeyelim' demesi, olayı tamamen özetledi yani! Bir çocuk bir insana nasıl rahatsızlık verebilir bunu da anlamış değilim ama en azından Selin' in annesinin bu durumu algılayabildiğini umuyorum(!) 
Velhasıl kelam küçük Selin ile yollarımız iki ayrı şehir olarak ve belki de sonsuza kadar ayrıldı, kim bilir. Ama tüm bir haftasonumun, dinlenmelerin, manzaranın, oksijenin ya da herhangi birşeyin yanı sıra bana en keyif veren ve tüm yorgunlukları götüren tek şeyin bu olduğuna karar verdim. 
Umarım birgün bir yerlerde, farklı insanların ortak paydada buluştuğu her noktada, beyinde oluşan ilk düşüncenin ön yargıları işaret etmediği günleri görebiliriz.. 
Tepkiler:

10 yorum:

  1. Birbirini hiç tanımayan insanların birbirine gülümsediği, selamlaştığı bir zaman diliminden bugünlere geldik. Bu geleneği kendi çapımda devam ettiriyorum ve ruhuma iyi geliyor. :)

    Yürüyüşteki insanlara günaydın demek, caddede karşı karşıya yürüdüğümüz insanlara gözlerimiz denk gelirse gülümsemek ve hatta bir markette, durakta, sinema tiyatro kuyruğunda isem ve bir kelimelik bir söz edilmişse, o kişinin saçı, kıyafeti herhangi bir şeyi hoşuma gittiyse mutlaka ifade ederim. Birbirimize güzel sözler söylemek lazım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel, ne şanslı insanlar etrafınızdakiler :) Gerçekten de çok lazım ama sanırım herkes aynı iyi niyette olamıyor, bir tebessüme karşılık vermek zor geliyor. Zamanı geri sarmalı ve o geleneklere yeniden dönülmeli.. :)

      Sil
    2. Kesinlikle katılıyorum. Şehir değiştirmeden önce İstanbul Kadıköydeydim ve her gün karşıya vapurla geçiyordum işim gereği. Sabah ve akşam genellikle aynı insanlardı ve nerdeyse herkesin bir yeri vardı bellenen.. günaydınlaşma orda başlardı, akşam dönüşte ve sokakta devam ederdi. O kadar da uzun bir geçmiş değil aslında (ya da bana öyle geliyor :) ) 1987-88 seneleriydi..

      Sil
    3. İşte aradığım samimiyet :) Şimdi böylesine bir samimiyeti bulmak neredeyse imkansıza yakın. Bulunsa bile uzun ömürlü olmuyor belki de..

      Sil
  2. Ne diyeyim...
    Böyle bir yer oldu işte dünya.
    En azındam momentos kadar olmasa da bende eski zamanlara vakıfım. Güzel saf günlerin tanığıyım. Öff! İçimi iyice daralttın be şef hanım. Sende bi nazardan oku bari ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım ben de eski zamanları bu yönde tecrübe etmiş olsaydım başta kendi içim olmak üzere kimseninkini daraltmazdım.. :)

      Sil
  3. Hay nasıl bir cümle kurdunuz anlamadım ki :) yani bende varım mı bi 35 falan mı demek istedin yoksa...yoksa evet başka bi çıkarım yapamadım ben :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bi 35 olmasam da en azından bi 24lük için henüz bunları görememiş olmayı kastettim. :))

      Sil
  4. Anaa taze sosyolog :))
    Göremeyeceksin sanırım,üzgünüm. Ama umudu yitirmemek lazım,görürsün görürüz ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıllarca taze sosyolog olarak kalabilirim açıkçası :)) Evet, umarım öyle olur.. :)

      Sil