15 Mart 2017 Çarşamba

Bir Tutam Tarkovski

Yazıma başlamadan önce uyarmam gereken bazı şeyler var;
- Tarkovski sineması bilindik komedi ya da aksiyon- macera tarzında kesinlikle değildir. Aksine tüm bu kalıpların çok dışında.
- Hiç denemediyseniz ve yalnız izlemek istemiyorsanız yanınıza alacağınız kişi 'ooff ağbii bu nedir ya!', 'içim şişti kanki gel ortamlara akalım' kafasındaysa hayatınızın hatasını yapıyorsunuz, demedi demeyin..


"İnsanlara insan olduklarını daha çok hatırlatmalıyız." -A. Tarkovski

Yıllar yıllar önce portakalda vitaminken(!) gezegende 'Tarkovski sineması' adlı bir kavram olduğundan habersiz yaşayıp gidiyordum. Yaş büyüdükçe ilgi alanları da oluşmaya başlıyor haliyle. Sinemaya, kitaplara, müziğe her daim bir ilgim olmuştur açıkçası. Ancak sosyoloji ile birlikte ilgi alanlarım daha da gelişmeye daha da özgünleşmeye başladı.
Tarkovski ile ilk tanışmam üniversitenin ilk yıllarında fakültenin sinema klübü dahilinde düzenlenen bir etkinlik ile oldu. Ondan öncesinde kendisine dair birkaç makale okumuştum, kulak aşinalığım da vardı tabi ama olayın tamamen içinde değildim. Hem merak, hem öğrenme arzusu, e bir de tabi okuduğun bölüm sanatla sinemayla vs. iç içe olunca kendini odaklanmış buluyorsun. Şimdi oturup size Tarkovski kimdir, nedir, ne yer ne içer faslını uzun uzun anlatamayacağım, şu camdan atlamam daha mantıklı olur yani(!). Buradan genel bir bilgi edinebilirsiniz.
Başlangıçta herşey normal olacak diye düşünmüştüm açıkçası. İlk defa bir Tarkovski filmi izleyecektim ve ne kadar zor olabilirdi ki? Yanımda üç arkadaşım, özellikle bir tanesi sürekli telkinler veriyor; 'bakın sakin izlemeye çalışın, sınırlarınızı zorlamaya çalışın ve ne olursa olsun sakın yarıda bırakıp çıkmayın.'  Ooo! O son cümle beni benden aldı yani eşsiz birşeyin içinde olduğumuzu idrak ettim ne yazık ki.. Neyse, film başladı ve gerçekten de hayatımın een en çileli, en zor, en akıl almaz dakikaları resmen geçmek bilmedi. Başlamadan önce bizi uyaran arkadaşımın gözü üzerimizde tabi, ha çıktılar ha çıkacaklar.. Yalan olmasın bir ara isyanlara girdim bırakıp gitmek istedim ama tuttular beni(!).
Biliyorum biraz gözünüz korkmuş olabilir ama emin olun bir kere izlediğinizde her ne kadar acı da çekseniz eğer üzerine fikirler üretebiliyor, kafa yorabiliyorsanız çok zevk aldığınızı ve aslında sevdiğinizi göreceksiniz. Nitekim bende de öyle oldu. Üniversite son sınıfta düzenlediğimiz sempozyumda Tarkovski sinemasının mimari ile kurgulanması üzerine konuşmacı olarak yer aldım. Hitap ettiğim kesimden de sonrasında çok güzel geri dönüşler aldım. Hazır laf açılmışken aslında bahsetmek istediğim tam da Tarkovski sinemasının kurgusu üzerine. Çünkü kendisinin de en önemli özellikleri arasında mekanı kurgulayabilmedeki yaratıcılığı dikkat çekmektedir. Yani şöyle ifade etmek gerekirse; daha az diyalog, daha az hareket, daha fazla derinlik.. Mekanın ve zamanın derinliği.. Tarkovski tüm bunları yaparken herşeyi adeta fotoğraf karesi tadında yorumlamak ister. Bu nedenle herşey daha yavaş, kendi tabirimizle daha 'sıkıcı' ve daha sorgulanır pozisyondadır. Dolayısıyla çok büyük bir zihin gücüne ulaşmayı hedefler. Zaten toplum içerisinde bu filmleri zor yapan da ciddi anlamda zeka gerektirmesi ve kafa yormak için uzun zamanlar istemesidir. 
Diğer bir unsur Tarkovski sinemasında hep bir hüzün, huzursuzluk ve varoluş ızdırabı vardır. Çünkü en büyük esin kaynağı kendi hayat hikayesidir. İşte bu kasvetli ortamın desteklenmesi de ustalıkla kullanılmış mimari ile sağlanır. Gündelik yaşamda kent hayatının mimari ile kurgulanışı, Tarkovski' yi kendisi yapan nitelikler arasındadır.
Tüm bu özellikler doğrultusunda Tarkovski' nin sinemaseverler arasında ileri gelen isimlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Pekçok yönetmenin ilham kaynağı olması da kaçınılmaz oluyor haliyle. Tam da bunun üzerine bu hafta vizyonda yer edinen bir Ferzan Özpetek filmi; İstanbul Kırmızısı' nı izlediğimde ufak ufak Tarkovski esintileri çarptı yüzüme. Hoşuma da gitmedi değil açıkçası. 
Eğer siz de yeni bir soluk arayışındaysanız ya da merak duyuyorsanız, bulduğunuz ilk rahat ve geniş zamanınızda, kafanız boşken bir Tarkovski filmi ile başlayın derim. 'Ayna', 'Nostalji' ve 'Kurban' benim favorilerim arasında. Umarım ucundan kıyısından da olsa içerisinde kendi zevkinizden kırıntılar bulabilirsiniz. İyi seyirler.. 😊
Tepkiler:

4 yorum:

  1. Tarkovski sinemasını duyup, bilgi edindiğimi ama bir türlü izlemek için uygun psikolojiyi yakalayamadığımı söyleyebilirim ancak. Ama yazınızdan sonra Solaris' de dahil olmak üzere önerdiklerinizi izlemeye çabalayacağım yanımda kimse olmadan (!) :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, mutlu eden bir yorum oldu. Ben de o psikolojiyi zamanla edinebildim gerçekten. Ama tüm filmleri bir anda aradan çıkarmaya çalışmayın, beyinde ciddi yanmalar olabilir.. :) Keyifli seyirler..

      Sil
    2. Tam bu yorum geldiğinde de, izlediğim bir film bitmişti. Ve muhakkak tavsiye etmem gerektiğini düşünüyorum size.. :)
      Emily Ting yönetiminde ALREADY TOMORROW İN HONG KONG filmi. Ciddi ödüller almış ve ben hakettiğini düşünüyorum. Sadece diyaloglarla bir filmi götürebilmek beceri ister. :)

      Sil
    3. Zamanlamanız harika. Ne zamandır yeni birşeylerin arayışındaydım, aklıma düşmüştü yine. Görünce pek sevindim doğrusu, hemen izleyeceğim çok teşekkürler :)

      Sil