1 Mart 2017 Çarşamba

Canım Mart

Bugün aylardan en afillisinin ilk günü! Evet benim için gerçekten de 'klas' bir ay geldi. Aslında tamamen kış insanıyımdır ben. Hatta ne yalan söyleyim o geçiş dönemlerini, ara mevsimlerini pek hoşnut karşılamam. Çünkü ne öylesin, ne böyle. İki arada bir derede, ay hele o 'ne giyeceğim' temalı gardrop önünde saatler harcama senfonileri yok mu! En fenası.. 
Malumunuz kış mevsimlerinde garip şeyler yaşıyor olmamızdan dolayı ve ne yazıkki doyamadan veda ettiğimizden ötürü -kendi adıma söylemek gerekirse- bir yanımız hep buruk. Ama çoğu insan için bahar ile gelen coşku sanırım daha tercih edilir birşey. Evet güneşli günler, evet mis kokular, kuşlar, börtü- böcekler, papatyalar falan filan. Komik arkadaş! Ne o öyle 'ahh o bahar kii yasemin kokularıyla evimi süsleyen bir elmas kadar parıltılı ve bir o kadar da ahenkli ödüll' tarzı Sezen Cumhur Önal' dan hallice artistik hareketler. Hayır ne gerek var yani tamam işte bahar geldi. Sanki ilk defa gezegende çiçek açıyor da güneş çıkıyor. Biz insanlar gerçekten absürt varlıklarız vesselam. Birşeyi yeter ki abartalım gerisi hiç önemli değil. 
Konumuz Mart ayı ama şu bahar lakırdısına ekleme yapmadan geçemeyeceğim. Bugün bir habere gözüm çarptı: 'Aman dikkat! Bahar yorgunluğuna esir olmayın.' Yıllardır tartışılan bir konu bu hatta uzmanların bilimsel açıklamaları da mevcut ama bana bu olay çok çelişkili geliyor. Daha doğrusu şöyle; bir toplum düşünün ki mevsimler arası geçişlerde güneşli günlerin, sıcak havaların gelmesiyle mutluluk oranında artış gösteren ve pozitifliğe yakın olabilen bir tutum sergiliyor. Fakat gel gör ki aynı toplum onca 'laylaylom' arasında ne oluyor da bahar yorgunluğuyla adeta salıveriyor kendini? Yani birgün birisi uyanmış ve 'aman Allahım şu anda bahar yorgunuyum!' diye paniklemiş mi? Hadi onu geçtim. Kendisini yorgun mu hissediyor, o zaman neden suçu bahara atmış? Madem öyle kış mevsiminde gelen yorgunlukları neden sorgulamamış? Evet, kafamda deli sorular ama anlatmak istediğim tek şey bu şehir efsanelerinin tamamen planlanmış mekanizmalar olduğu meselesi. Normal şartlar altında küçük şeylerle mutlu olmayı başarabilmiş insan bedenine bilinçaltı -ya da nasıl adlandırmak isterseniz- ile empoze edilen bozukluklar. Ki ancak bu şekilde düzenin devam etmesi mümkün. Kafam karıştı diyorsanız daha da kısa özet geçeyim; boşverin! Aynen öyle. Yahu güneş çıkınca mutlu mu hissediyorsunuz, devam edin. Mesela ben gibi Mart ayı gelince içinize oksijen mi doluyor, bırakın sonuna kadar dolsun. Ha demiyorum ki çiçek çocuk olun. Ama kendinizi yorgun, halsiz, bıkmış hissediyorsanız suçu bahara atmayın. İyiyken herşey iyi de en ufak olumsuzlukta mı mevsimsel bozukluk var yani?! Amaç aslında sorgusuz sualsiz kabul edilen ya da doğru bilinen yanlışları onarmak. Tüm bu söylediklerim yanlış da çıkabilir, gerçekten bilimsel kanıtlarla beni çürütebilirsiniz de. Ama her ne olursa olsun güneş çıkınca içimize doğan iyi niyetler sebep bahar yorgunluğu olsa bile bence geri plana itilmemeli. Tıpkı hasta olunca çabuk iyileşmenin yollarını aramak gibi. 
Konuyu biraz dağıtmış olabilirim ama sonuç olarak en sevdiğim aya giriş yapmaktan huzur duyuyorum. Bu nasıl ifade edilir tam emin değilim ama sanırım böyle hissetmenin benim için 'motivasyon' getirdiğini söyleyebilirim. Dolayısıyla içinde kendimi iyi hissettiğim bir ay geldiğinde daha enerjik olduğumu ve daha yeni, daha doğru kararlar aldığımı da söylemem yanlış olmaz. O yüzden size ufak bir tavsiyem, kendinizi en canlı hissettiğiniz o anı belirleyin ve hiç zaman kaybetmeden harekete geçin. 😏
Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder