16 Mart 2017 Perşembe

Hediye Almanın Türlü Çilesi

- Merhaba bir hediye bakıyorum, yardımcı olabilir misiniz?
- Tabi, nasıl birşey olsun?
- Valla şimdi çok güzel olsun ama çok farklı olsun. Kimsede olmayan birşey olsun ama absürtünü istemem. Çok büyük olmasın ama bakınca göz doldursun. Ha bir de kaliteli görünsün ama abartıya kaçmasın. Bunun dışında çok da fazla birşey istemiyorum ya.
-...!...


Ahh biz insanlar ne ilginciz yahu! Şu diyaloğu yaşamayan ya da yaşayana şahit olmayan yoktur aramızda. Eğer değer verdiğimiz, sevdiğimiz birisi için birgün geldiğinde hediye almak adına kolları sıvamışsak yandık! İster haftalar önce olsun ister son gün olsun kafamızda birşeyler tasarlamış bile olsak o hediye çilesi çe-ki-le-cek! 
En son üç gün önce şehir dışındaki bir arkadaşıma hediye almak için harekete geçtim ben de. Sorsanız kendisi hakkında hemen hemen herşeyi sayabilirim ama nedense iş hediye seçimine geldiğinde bir nefes kesilmesi, efendime söyleyim hafiften gelen soğuk terler, bir panik dalgasıdır başlıyor. Hayır samimi olmadığım birisi olsa yine anlayacağım bu tepkimeleri ama..
Üniversiteden önce tüm arkadaş çevrem Kayseri dahilindeydi ve açıkçası yine öyle böyle derken hediye işini daha rahat halledebiliyordum. Bunu da yeni farkettim aslında. Meğer ne zor işmiş arkadaş! 'Beğenecek mi, ya beğenmezse değiştiremez de, o kadar yol bana bunu mu göndermiş pehh derse' -ki demez-. Ama işte insanoğlu, illa bir olayı abartmamız katmerlememiz lazım işimiz rast gitmez yoksa(!).
'Amaan sen de ne abarttın canım ne var hediye almakta, bir iki aksesuar, olmadı kıyafet alırsın gider.' diyebilirsiniz. Ama işte öyle olmuyor. Bende şöyle bir takıntı varki, alacağım hediye mutlaka hatrı sayılır olmalı. Yani yıllaar yıllaar sonra bile baktığında 'vaaoov bu hediyenin yeri de bende ayrı' diyebilmeli kişi. Maddi imkanlardan çok manevi yaşanmışlıkları yansıtmalı. Nereden nasıl edindim bu huyu bilmiyorum ama küçüklükten gelme bir olay anlayacağınız. Çünkü benim lugatımda hediye dediğin özel birşeydir ve onu özel yapan da karakterleri yansıtma oranıdır. Tıpkı kendime birşeyler seçerken gösterdiğim özen gibi, karşımdakine de bu özeni hissettirmeliyim. İşte tüm bunlar bir araya gelince adeta çilekeş haller ordusuna dönüşüyor. Bir de ne yalan söyleyim bir yerden sonra 'hmm geçen yıllarda bunu yapmışım, aa bu fikri de mi uygulamışım, yok artık bu nerden aklıma gelmiş!' tarzı trajikomik haller içinde bulabiliyorum kendimi. Dolayısıyla bazen aylar öncesinden bile çalışmalara başladığım oluyor.
Ama bunun verdiği keyif çok başka biliyor musunuz? Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz evet ama böylesi bir durumda karşınızdaki kişinin gözlerinde görebildiğiniz o parıltıyı hiçbir şeye değişmek istemiyorsunuz. Gün sonunda başınızı yastığa koyabildiğinizde içinizde yumuşacık bir huzur alanı hissediyorsunuz. En önemlisi de, hayat serüveniniz dahilinde hafızalarda yer edecek bir anının daha başrolü haline geliyorsunuz.
Ama bir konu varki değinmeden geçemeyeceğim, şu bahsi geçen diyalog varya. Hah işte küçük çaplı bir empati yapmak bile o diyalogdan koşarak uzaklaşmak için yeterli. Evet, bizler alıcı olarak kendi dünyamızın endişeleriyle dört nala gitmiş olabiliriz ama ya ilgilenen kişi? Yazık onun suçu ne zaten büyük ihtimalle iş yorgunluğundan kafası yanmış, bir de üzerine gidip üç bilinmeyenli denklem tadında kelimeler sarfedince 'ha!?' diye tepki vermemek için baya zorluyordur kendisini.
Uzun lafın kısası, nasıl hissediyorsak öyle uygulamalıyız bence. Kimse bizi pahalı hediyeler alalım diye zorlamıyor ya da ufak hediyeler için ayıplamıyor. Önemli olan karşımızdaki kişiyi tanımamız ve onu gerçekten seviyor olmamız. Zaten tüm bunlar olduğunda gerçekten içimizden gelerek birşeyler yapmanın keyfini rahatlıkla çıkarabiliriz, bana güvenin.. 😉✌
Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder