16 Mart 2017 Perşembe

Zorunlu Eğitime Hayır!

Sanırım bu hayatta araba kullanmaktan sonra en fazla keyif aldığım şey kitap- kahve- blog üçlemesi. Ben de hiç durmadım kahvemi yaptım ve uzun zamandır üzerine yazmayı istediğim kitabımı yanıma aldım. 
Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker isimli bir annenin elinden çıkmış bir kitap. Başlıktan da anlaşıldığı üzere kendisi bazı kabullenişlere bir karşı duruş sergilemiş ve kızını okula göndermemiş. Bunun sebepleri arasında okulun insana dair bir kontrol mekanizması olduğu, aynı şeyleri yapan robotlar haline getirdiği ve otoriter bir gözetimin bulunduğu gibi sebepleri sıralayabilirim. Dolayısıyla Baker durmamış 'seni yeneceğim okuulllll!' gibi nidalar atarak 'sen misin beni zorlayan göndermiyorum kızımı arkadaşım!' diye kendi adlandırmasıyla tam bir duruş sergilemiş. Bununla da yetinmemiş kendilerine 'Karşıt- Okul' dedikleri bir topluluk içerisinde, kendi kafasında olan vatandaşlar ile birlikte yıllarca mücadelelerini sürdürmüşler. Eh tahmin edersiniz ki Baker' ın toplum tarafından karşılaştığı tavır ve tutumlar pek de hoş olmasa gerek. 
Kitabın temel fikirleri arasında, daha doğrusu yazarın kendi düşünceleriyle de paralel diyebilirim; okulun aslında küçük yaştaki çocukları bünyesine alarak onların tazeliklerinden, doğallıklarından, verimliliklerinden ve düşüncelerinden yararlanmayı hedeflemesi ve bunu da yaparken daha da verimli olacağız gibi bahaneler ardına saklanması yatmaktadır. Bu nedenle de okulun tek yaptığı şey, çocuklara itaat etmeyi öğretmektir.
Teorik bir kitap tanıtımı olmaması açısından genel hatlarıyla kitabı bu şekilde özetleyebilirim. Biraz değişik bir kitap biliyorum, sonuçta hepimiz bu sistemin yolcularıyız ve açıkçası içerisinde bulunduğun bir mekanizmayı sorgulamak pek objektif olamıyor. Ama ben kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir soru vardı; 'yahu iyi hoş da bu çocuk ne yiyecek ne içecek?'. Yazar bunun savunmasını tamamen özelleştirilmiş eğitimlerle, grup çalışmalarıyla vs. karşılıyor ama tabi o kendi imkanlarına göre konuşuyordur eminim. Düşünsenize burada böylesi bir durumda çıkacak kargaşayı! Tamam ben dört dörtlük bir eğitim sistemine sahibiz demiyorum, değiliz zaten. Temelinde fazlaca eksiğimiz, kendisini yetiştirmesi gereken kadrolara fazlaca ihtiyacımız var. Ancak öyle ya da böyle sistem üzerinde sağlam olmasa da bir denge kurulmuşken biri çıkıp 'yav kardeş bu ne biçim eğitim ben karşı çıkıyorum!' dediğinde ardından devasa bir grubun gideceğini sanmıyorum açıkçası. Ha diyelim ki gittiler, bu da ne yazık ki bir yere kadar kendisini devam ettirebilir çünkü işin içine maddi şartlar ve geçim sıkıntısı gibi somut gerçekler girmeye başlayacaktır.
Tüm bunların yanı sıra aslında gözle görülmese de bir kesim gerçekten de bu eğitim sisteminin doğruluğuna kalben inanmış durumda. Daha idealist, daha sorumluluk sahibi bireylerin yetişmesi ancak ve ancak bu eğitimin tamamlanması ile mümkün. Şimdi gelin de bu çelişkili ortamda hangi tarafı seçeceğinize karar verin!
Bana göre gerek toplum içerisinde gerek kendi adımıza yapmamız gereken tek şey, kendimizi yetiştirebilmeyi bilmek. Sonuçta her birey sonsuz imkana sahip değil ve bu bir ayıp da değil. Zaten imkanlar dahilinde ufak da olsa bunu kendimize gaye edinebilseydik ben eğitim sisteminin de gelişmişlik seviyesinin de daha ileri olacağını düşünüyorum.
Farklı fikirleri karşılaştırmak açısından kitap tavsiyemdir. Yine paralel soluk arayışı içerisinde olursanız, Ivan Illıch' in Okulsuz Toplum kitabını da öneriyorum. İyi okumalar.. 😏
- Üzerine bir de bu.. 👈
Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder