5 Nisan 2017 Çarşamba

Aydınlanma İle Kararan Gerçekler

Aydınlanma insanın bizzat kendisinin neden olduğu bir reşit olmama durumundan kurtuluşudur. İşaret edilen bu reşit olmama, başkasının kılavuzluğu olmadan kendi aklını kullanma yeteneksizliğidir. (...) Bu yüzden Aydınlanmanın şiarı "Sapere aude!", yani "Aklını kullanma cesaretini göster!" olmalıdır.
Der Immanuel Kant.* Hem de bu cevabı vakti zamanında ona yöneltilen tüm sorulara en okkalı cevap olarak nitelendirilmiştir. 
Aslında aydınlanma meselesi, din ve Tanrı karşıtı bir konuma oturtulur. Başlangıçta insan bu aydınlanma olgusu ile kendisini engelleyen tüm bağları koparabilecek ve birey olduğunun bilincine erişebilecekti. Hatta bu bilinçlenme 'aşkın' durumlarda da kendisini gösterecekti. Tanrı tarafından kurulan düzen karşısında bireyin sağladığı düzen kendisini ortaya koyacak ve adeta bireyin çıkarları doğrultusunda şekillenen bir din görünüşü elde edilecekti. Fakat tüm bu olasılıklar neredeyse 'lanetlenmiş' bir yaşam tarzını doğurmuş göründü. Dinin mutlak özüne bir müdahale gerçekleştiği için de yitip giden bir dünya fikrine ulaşıldı. İşte tüm bunlar nedeniyle aydınlanma din ve Tanrı karşıtı konumuna oturtulmuş oldu. 
Bir zaman sonra şu meseleye kafa patlatan insanlar aslında tamamen zaman israfı yaptıklarını fazlasıyla anlama başlamışlar. Çünkü altından da girseler üstünden de çıksalar işin içinde öylesine tutarsızlıklar olmuş ki, neyin ne manaya geldiğini kimse çözememiş. Eh, hal böyle olunca da 'n'apalım ya bu iş objektiflikten çok uzakta' diyerek bir anlamda el- etek çekmişler. Bir yandan da aydınlanmacılar çetesinin gerçekten de onlar olup olmadığını içten içe sorgulamaktan kendilerini alamamışlar. Hazır laf açılmışken aydınlanmacılar çetesi de aydınlanmayı, Avrupa'da efsanelerden kurtulma operasyonu olarak görüyorlardı. Ah canlarım, kendilerini insanlığın soluksuz ilerleyişine öyle bir inandırdılar ki kafayı bulup insanlığın korkularından arınarak mutluluğa ulaşacağını falan savunmaya başladılar, kıyamam(!)
20. yüzyılın puslu bir anında bir beton kadar sert, bir süper kahraman kadar güçlü,efeler gibi 'biz daha son sözü söylemedik hey hey!' nidalarıyla ortaya çıkan Max Horkheimer ve Theodor W.Adorno Aydınlanmanın Diyalektiği adı altında bir kitap çıkarttılar, aman efendim o nasıl bir aydınlanmayı yerden yere vurmaktır belli değil! Tüm o körü körüne bağlanılmış şehir efsanelerini bir üfleyişte söndürdüler yahu. Dediler ki; 'kardeş siz neyin peşindesiniz, bu aydınlanma var ya bu aydınlanma, bırak mutluluk getirmeyi devasa bir felaket doğuruyor. İnsanlar/ kitleler aydınlıktan ve özgürlükten köşe bucak kaçıyor. Bununla da kalmayıp aklın tamamen dışında ideolojiler dirilmeye başlıyor. Barbarlık bu ya, siz daha ayakta uyuyun!' Ve bunun üzerine insanlar da kafalarında, ilerlemenin kesintisiz bir çizgide olamayacağını -bir zahmet- netleştirdiler. 
Çağlar çağlar sonra bu gerçeklikleri benimseyen nesillerden 'peki o zaman suç kimde?' gibi bir soru çıkıyor. Suç mudur bilmiyorum ama ben bunu hata olarak nitelendireceğim, tüm bu şehir efsanelerinin temelinde aslında aklın sahip olduğu temellerin bir dozer yardımıyla yıkılması yer alıyor. Yani bunu bir insanın kendi yeteneklerine durmadan hakaret etmesi ve bu işi abartması gibi düşünebiliriz. Fakat akıl bunu bilerek ya da isteyerek yapmıyor ama yine de sonuçta yapmış mı yapmış arkadaş! 
Adorno ve Horkheimer, Edi ile Büdü gibidirler benim gözümde. Bu nedenle yine ortak bir fikirle onlar da Aydınlanmanın dini aşarak ve birçok yeni efsane üreterek kendini var etmeye çalıştığını savunurlar. Eleştirmezler, daha doğrusu eleştirmekle yetinmeyip sorgularlar da. Aydınlanmanın her ne kadar bir verimlilik, bir artış sağladığı görülse de bir o kadar da insanların elindeki imkanların alınarak esaret grupları oluşturduğu fikrini göz ardı etmezler. 
'Aman aydınlanma canım aydınlanma' diye atan kalpler için de ABD bir araştırma yapmış ve sonucunda nüfusun neredeyse yarısına yakınının okuyup yazmakta güçlük çektiği verilerine ulaşmış. Bu da işin kararan taraflarından biri olsa gerek.. 

*en genel açıklaması.
Tepkiler:

2 yorum:

  1. Sanırım bilmeye cüret et başlığıyla konuyla alakalı bir yazım olacak.

    YanıtlaSil