8 Nisan 2017 Cumartesi

Her Gidenin Yeri Dolar

Öyleymiş. Ama ne yazık ki çoğunluğun şu başlığı duygusal boyutta algılıyor olması belki de bu kadar tartışılmasına neden oluyor. Kimse hayatına dahil ettiği insanları birgün yolları ayırmak için almıyor elbet ama bana göre gitmek isteyene ısrarla kal demek de boşa çaba.
Şu sıralar bazı arkadaşlarımın ya da tanıdıklarımın savundukları bazı tutumlara hayret etmekle meşgulüm. Çünkü gözlerine ısrarla 'pembiş' bir gözlük takıyorlar ve sanki bu hayatta hiçbir şey vazgeçilmez- miş gibi bir ruh haline bürünüyorlar. Ya da daha açık ifadeyle insanın sabır sınırlarını zorluyorlar(!) Bu iş hiç aman eğitimliymiş, aman bilmem ne kursunun bilmem ne kademesinde sıralamaya girmiş, vay efendim kültür ateşesiymiş falan filan dinlemiyor arkadaş. Kafa olacak kafa. Bir insana hiç 'bu son olacak' diye yaklaşılır mı yahu? 
Valla bu durumdan bana baygınlık geldi desem yeridir. Bakıyorum, kaç yaşında insanlar halen hayatın sistematiğini sanki yeni öğreniyormuşçasına bir hallere giriyorlar. Ha bu işin yaşla da alakası yok da işte, o da ayrı bir mevzu.. Yaşam döngüsünün ilk gününde birisi çıkmış 'hayatta düz bir çizginiz olacak, her insana bağlanın asla vazgeçmeyin, kendinizi bitirin süründürün ama asla geri adım atmayın' demiş ve ben de o sıralar dondurma falan yiyormuşum heralde ki duymamışım. Zaten böylesi bir hayat bir noktadan sonra aşırı dayanılmaz olmaz mı yahu? Yeri geliyor aynı evin içinde uzun süre kalınca bile insanın tahammül yayları gevşiyor da, bir ömür utana sıkıla kim kime dayanır yani. Şuan burada uçuk kaçık birşey savunmuyorum, elbette benim de hayatımda asla vazgeçmeyeceğim insanlar var. Aileyi de işin istisnası konumuna koyarsak, ben hayatı birbirleri için çekilmez kılan insanların her ne olursa olsun birbirlerinden vazgeçmeyişine tepkiliyim. Bunun arkadaş ya da karşı cins olması hiç farketmez. Ayrıca bu hayatta bir zamanlar neredeyse bir bütün olup da sonrasında şartlar gereği bir şekilde yollarını ayırmamış çok fazla kişinin olduğunu da pek düşünmüyorum nedense. 
Tam bu noktada hem cinslerimi de hiç anlamıyorum doğrusu. Kız ölüyor ya, ne değer gördüğü var ne mutlu olduğu bir an var. Ama neymiş efendim 'ya bu son' muş. Normalde baksan kendinden emin, bilgili, sağlıklı, olayların farkında ama iş karşı tarafla olan ilişkiye gelince ezik büzük bir ruh hali. Evet biliyorum işin içindeyken farkında olunmuyor, evet yaşasam ben de anlarım, evet uzaktan konuşması kolay. Bunu da hiç anlamam açıkçası, sanki bu hayatta birşeyleri sadece seçilmiş kişiler yaşıyor da sadece onlar tecrübe ediniyor. Kimse kimin ne yaşadığını, kapıyı kapadığında nasıl bir psikolojide olduğunu bilemeyeceğine göre bu sıradanlaşmış yargının da artık birgün gerçekten çürümesi gerek diye düşünüyorum. Ne yazık ki çevremde -çok da seviyor olmama rağmen- hala bu düşünce yapısında birçok arkadaşım var ve bu durumu anlamamakta ısrar ediyorlar. Daha doğrusu işlerine gelmiyor ve bunu da ifade etmekten çekinmiyorlar. Sebep olarak da zaten yaşayacakları herşeyi yaşadıklarını ve ileride görecekleri başka birşey olmadığını öne sürüyorlar. Bu durumda el mahkum ağız açık bir pozisyonda o şaşkınlıktan bu hayrete geçiş yapmak kaçınılmaz oluyor.
İşin arkadaşlık/ dostluk boyutunun da bundan bir farkı olduğunu söyleyemeyeceğim. Doğru insan ile arkadaşlık kurabilmenin bir yetenek haline dönüştüğü şu günlerde insanlar kimde ne çıkar varsa genelde o yolda ilerlemeyi tercih ediyorlar. Bu da doğal olarak bireyin kendisinden taviz vere vere bir noktada tükenmesine neden oluyor. Bence ne olursa olsun kişi kullanıldığını hissediyorsa yavaştan o ortamdan sıyrılmalı. Devir kıvrak zekalıların devri ne de olsa(!)
Aslında bizim genel problemimiz gidenin bıraktığı iz ile bir çatışma yaşamaktan kaynaklanıyor bence. Yani tüm o yaşanmışlıkları, hakları, fedakarlıkları ya da olumsuzlukları istiyoruz ki bir an önce hafızamızdan ve ruhumuzdan silip atalım. Oysa hepsinin nasıl bir tecrübe olduğunu idrak etsek ve her adımdan bir ders çıkararak bir sonraki adıma ilerlesek kuş olup uçarız mis gibi. Bunu herkesin yapabildiğini düşünüyordum ama yapamıyorlarmış gerçekten. Bitirirken aklıma şu kısa film geldi, onu da buraya bırakayım en iyisi.. 😉


Tepkiler:

6 yorum:

  1. Aileyi de işin içine katıyorum, benim için hiç de istisna değiller..
    Bu arada minik videoyu bayılarak izledim. Enfes bir yazıydı.. alkışlıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum çok teşekkür ederim :) Benim böyle düşünenlere ihtiyacım var gerçekten, oh be!

      Sil
    2. Düstur edindiğim bir laf vardır.. "kimse vazgeçilmez değildir" bence doğru yoldasın, hiç şaşma :)

      Sil
  2. Can Yücel bağlanmayacaksın adlı şiiriyle durumu bir güzel ifade etmiş. Aile istisnadır bence.
    Kişiler vazgeçilmez değildir ama vazgeçemeyeceğim şeyler var. Cumhuriyet'ten laisizmden barıştan doğruluktan gibi gibi sayabileceğim nice kavramlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiir çok iyi oldu. Evet olmazsa olmazlara sahip olmak lazım bence de. Ama insanlar için aynı fikir geçersiz olmalı..

      Sil
    2. Balthuscuğum üstüne basarak söylüyorum, aile bile istisna değildir.. elbette kimsenin yaşamasını dilemem, ancak aileden aklın hafzalanın almayacağı darbeler yediğinde halâ aynı şeyi söyleyebilir misin?
      Herşeyden vazgeçebilir insan.. bize deseler ki; tüm dünya ülkelerinin sınırları kalktı, herkes dünya vatandaşı ve herkes özgür, sorarım o zaman krallığın ya da cumhuriyetin ne anlamı kalır.. derin mevzular :)

      Sil