6 Nisan 2017 Perşembe

Shakespeare Efsanesi

En son üniversiteye hazırlık döneminde edebiyat hocasının birkaç söylemi ile birlikte Shakespeare üzerine yoğunlaştığımı hatırlıyorum. Gerçi yoğunlaşmak dediysem öyle abartı birşey değildi, muhtemelen her meraklının bilebileceği verilere ulaşmıştım. Sonra tamamen aklımdan çıkmış doğrusu. Bir de ilgi alanları farklılaşınca hiç önemsememişim tekrar. Fakat ne olduysa bir anda aklıma düştü, yeniden bir bakma isteği uyandı içimde. Ve kendi çapımda 'kolları sıvadım.'
William Shakespeare, ünlü İngiliz tiyatro yazarı. Devrinin o görkemli oyunlarının baş kahramanı. Bu da en genel açıklaması. Buraya kadar herşey tamam. Ama neden elimde Shakespeare' in hayatına dair Stanford'da oturduğu, okula gitmediği, kendi elinden çıkan hiçbir yazısının olmadığı dışında bir veri yok, garip geliyor doğrusu. Olay burada başlıyor aslında, kendi elyazması dahilinde hiçbir şeyin olmaması.. E, o zaman o şaheserler kimin elinden çıktı diye sorarlar adama?
Yine ufak bir araştırma sonucunda Shakespeare' in neredeyse varlığıyla yokluğu bir hayat sürdüğüne ve ulaşılabilen bir imzası olduğuna, onun da farklı farklı örneklerinin hepsinde de hatalı ya da bozuk imla barındırdığına ulaşıyorum. Yani sanki o Shakespeare ile bu Shakespeare farklı kişilermiş gibi. Hatta tam da bu mesele üzerine ölümünden sonra ardı arkası kesilmeyen tartışmalar sesini her geçen gün daha da yükseltmiş ve özellikle 1800' ler ile başlayan ciddi çalkantılar, bir o kadar ciddi profesörler tarafından gerek gündelik gerek sanal alemde incelemesini devam ettirmiştir. Pek niteliği olmayan ya da sıradan sayılabilecek böylesi bir kişinin elinden nasıl olur da dünya tiyatro tarihinin sınırlarını aşacak kapasitede eserler çıkar mantığında türlü çeşit soru ne yazık ki sürekli bir ikilem arasında sıkışıp kalmıştır. Fakat burada her ne kadar okuma- yazma dışında kalmışsa da Shakespeare' in felsefe, edebiyat, tarih, belki hukuk konusunda sahip olduğu bilgi yoğunluğunu da göz ardı etmek yanlış olacaktır. 
Bir de şu Shakespeare' in ölüm meselesi var, hani şu mezar taşında yazar değil de tüccar olarak nitelendirilmesinden bahsediyorum. Layığı olan alana gömülmesi şöyle dursun, bir kilise bahçesine gömülmesi de sanırım bonusu oluyor. 
Dikkatimi çeken en ilginç nokta böylesi -kitap okumadığı ya da eğitim almadığı düşünülünce eksik donanıma sahip olduğunu sandığımız- bir kişinin eserlerinde 15- 20 bin civarında kelime kullanması olabilir galiba. Tabi bu tek bir özellik değil, daha bunun gibi ne muammalar var ama nedense bu şaşırttı beni. Çünkü kelimeler ciddi özen isteyen bir mesele bana göre. 
Neyse, sonuç olarak Shakespeare hakkında en birincil soru 'kim yazdı bu şaheserleri çabuk ortaya çıksın!' oluyor. Doğal olarak da insanlar kendilerini tam bir kaosun içerisinde fikir ayrılıklarının zirvesinde buluyorlar. Mesela başlarda çoğunluk Francis Bacon ismini öne sürüyor çünkü Bacon, Shakespeare' deki beklentilerin hepsini barındıran bir isimdi. Ama tabi net bir yargıya ulaşılamıyor. Diğer bir kısım bir dönem Shakespeare çağdaşlarından olan Ben Johnson ismini öne sürüyor. Bir diğeri Marlow' u, bir diğeri Edward de Were' yi.. Derken tabi ki bir bütünlük oluşturamadıkları için hepsi havada kalıyor.  Ha bir de ortaya sunulan iddialar arasında Shakespeare isminin sahte olduğu ve bir anlamda kamuflaj nedeniyle kullanıldığı gibi savunmalar da bulunuyormuş. İlginç yahu.. 

Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder