10 Nisan 2017 Pazartesi

#sosyolugat4- Meta Fetişizmi&Yabancılaşma

Bu defa kavramları belirlerken bir ikilemde kaldım. Aslında Karl Marx* ile alakalı her konuda hem söyleyecek çok şeyim vardır hem de bir adım geride durmayı tercih ederim. Malum kendisi üzerine milyon tane çıkarım yapılmış durumda.. Meta fetişizmi ve yabancılaşma gibi sınırları geniş konular hakkında tabi ki bir çerçeve çizmek çok kolay değil ancak en yalın ve en özet haliyle birşeyler yazacağım.

Öncelikle meta, emeğin bir ürünü olarak ifade edilmektedir. Genel anlamda Marx bunu iki kavramla boyutlandırır; kullanım değeri ve değişim değeri. Kullanım değeri metanın ne işe yaradığı ya da ne ölçüde yarar sağladığı ile ilgilenirken, değişim değeri metanın pazar içerisinde ne kadar değer aldığıyla ya da sembolik olarak yüklendiği anlamlarla ilgilenir. İşte kapitalizmle birlikte değişim değeri kendisini ortaya koymuş ve metalara fazlaca değer verilmeye başlanmıştır. Bu durumun getirisi tabi ki meta fetişizmi olmuştur. Yani insanlar, kendi ürettikleri ürünleri bir süre sonra - farkında olmaksızın- fetişleştirmeye başlamışlar ve bu metayı da gündelik hayatın bütününe yaymayı es geçmemişlerdir. Söz konusu meta, insan yetenekleriyle donatılmış olduğu için artık toplum içerisindeki her hamle meta gibi algılanılmaya başlar ve dolayısıyla en dipteki o gerçek ilişkilerden uzak/ yalnızca görünen şeylere odaklı bir sistem kendisini ortaya koyar. 
Gelelim yabancılaşmaya.. Şu kapitalizm yok mu ah, hepsinin sorumlusu o işte. Şimdi yeniden başa dönüyoruz ve kapitalizm evresine bir göz atıyoruz. Malum burada proleter ve burjuva sınıfları mevcut. Bizim proleter takımı yazık bir kuru ekmek- soğana razıyken, burjuvacıklarımız şömine önünde sıcak şaraplarını yudumlamaya odaklıdırlar. Her sabah proleter vatandaş için hayata yeniden başlayışı ve canını dişine takarak üretim sürecine yeniden dahil oluşu ifade eder. Çünkü hayalini kurduğu o üretim araçlarını birgün elde edebilmek için(!) ölümüne çalışması gerekmektedir. Burjuvalar bu sırada büyük ihtimalle paracıklarını saymakla meşgul olurlar. Gel zaman git zaman bizim proleterlerin kafasında şimşekler çakmaya başlar. Çünkü ne kadar üretime dahil olsalar da bir türlü ellerine sermaye geçtiğini görmezler. Evini geçindirmek için hergün baston şeker üreten David amca, birgün çoluk- çocuk gezmeye çıktıklarında 'baba baba baston şeker al bize' diye bağıran çocuklarına o şekeri alamayınca 'bi dakika ya bunu ben üretiyorum arkadaş, nasıl alamıyorum?' gibi ufak çaplı bir isyana girişir. Ve anlar ki zalım hayat ona da oyununu oynamıştır.. Ne yapsın gariban, boynu bükük adeta hayata, topluma, emeklerine, ürününe karşı bir soyutlanma ya da bir yabancılaşma yaşar ve evinin yolunu tutar. İşte tüm bu yaşananlar aslında meta fetişizminin bir gölgesidir ve kapitalist hayatta artık proleter sınıf için meta fetişizmi bir dindir. Gerçi bu durum bir süre sonra tüm proleterlerin yaşamaya başlamasıyla bir sınıf bilinci vakasına dönüşecektir ama o ayrı bir mesele o yüzden hiç kurcalamıyorum. 
Bunun üzerine Marx da der ki 'şimdi sen tut beş kuruşsuz proleter David' i ihtiyaç duyduğu zaman bir ürünü alamayacak hale getir. Üstelik bu ürün bir de kendi üretimi olsun. Çoluk- çocuğun önünde adamı küçük düşür. Sonra da gel bu insanların kendilerine ılımlı olmasını bekle. Hayır efendim, aksine David işine de, iş arkadaşına da, emeğine de, kendisine de yabancılaşır ve hatta aidiyet kavramını yitirir. Eh, ortada ne iş bölümü kalır ne bütünlük..'
İşin bu kısmından sonrası farklı kapılara açılıyor doğrusu. Bu nedenle her ne kadar yazmaya büyük istek duysam da proleter- burjuva filmini burada sonlandırmam daha doğru olacaktır. Son olarak Marx' ın yabancılaşma ile ilgili açıklamalarında felsefi, sosyolojik ve psikolojik boyutları harmanlayarak bir fikir sunduğunu da belirtmekte fayda görüyorum.

*en genel açıklaması.
Tepkiler:

2 yorum:

  1. modern zamanlar - charlie chaplin'i izledin umarım.
    yabanclaşma kavramını gramsci'de kullanmıştır.
    kişi sadece proleter olduğu ve ürettiği ürünü satın alamadığı için yabancılaşsa keşke şef. taylorizm fordizm..bant sistemi... günümüzde beyazz yakalılar bile yabancılaşma yaşıyorlar. bari birgün ben de yazayım bu konuyu. emeğine sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlemeyeni dövüyorlarmış :) Ya hakkaten konu öyle bir sayfada geçiştirilecek gibi değil ama işte ne yapalım bir ucundan tuttum en azından. Fordizm kastığım günleri de çok özlüyorum, bir yazı gelirse ayıla bayıla okurum bence(şair burada en kısa zamanda gelmesini talep ediyor). Teşekkür ederim ;))

      Sil