24 Nisan 2017 Pazartesi

#sosyolugat6- Cinsiyet& Toplumsal Cinsiyet

Sosyolojik kavramlar serisinde aslında cinsiyet ya da toplumsal cinsiyetten daha öncelikli olan ve bahsedilmesi gereken birkaç kavram vardı ancak içimden nedense bunun hakkında yazmak geldi.

Sosyoloji dünyasında cinsiyet, biyolojik anlamda kadın- erkek ayrımından bahsederken toplumsal cinsiyet, kadınlık ile erkeklik arasında olan ve toplumsal anlamdaki eşitsiz bölünmeye adeta bir gönderme niteliğindedir. Cinsiyetin hem biyolojik hem de sosyolojik bir insanlık durumuna karşılık geldiği düşünüldüğünde, toplumsal cinsiyet de kadın- erkek arasındaki farklılıkların toplumsal düzlemde kurulan yönlerine dikkat çekmektedir. Ancak burada kavramın sınırları yalnızca bir kimlik ya da kişilik meselesi olarak düşünülmemelidir. Bu sınırlar aynı zamanda kadınlığın ve erkekliğin sahip olduğu kültürel idealler ile kurum ya da örgütlerdeki cinsel işbölümünü de içine alarak olabildiğince genişlemiştir. Cinsiyet kavramını sosyolojik literatürümüze ekleyen isimse Ann Oakley' dir.*
Bundan yıllar yıllar önce toplum içersinde kadın- erkek ilişkilerine ve kadınlık/ erkeklik hususundaki kültürel anlamda egemen fikirlerin gerçekliğine dair pek çok psikolojik ve sosyolojik kanıtlama çabası içine giriliyordu. Bu oldukça yoğun çabalar, tartışmalar ve nihayet çalışmalar sonucunda kadın- erkek rolleri mevzu bahis olduğunda çeşitli kültürler arasında yok sayılamayacak derecede değişikliklerin olduğu sonucuna ulaşıldı. Buna paralel olarak bir yandan da kız ve erkek çocuklarının yetiştirilme tarzlarına, yaşayış biçimlerine, gençlik kodlarına ve aile içi iletişimlerine dair çoğu konuda araştırmalar yapıldı. 
Yıllar biraz daha ilerleyip günümüz evrenine bir nebze daha yaklaştığında artık gözler değişik toplumsal cinsiyet oluşumlarının kültürel boyutuna çevrilmişti. Yani; ırksal ayrımlar, beyaz kadınların cinsel ayrımları, siyah erkeklerin mevcut konumları ya da annelik kategorisinin barındırdığı düşüncelerle olan uyumu gibi konular üzerinde mekik dokunmaya başlanmıştı.  Tabi tüm bunların aydınlanması işin içine tarih, sanat, edebiyat, antropoloji ve hatta sinemanın da dahil edilmesini şart koymuştu. 
Cinsiyet/ toplumsal cinsiyet ikiliği her dönem mutlaka belirli eleştirilere maruz kalmıştır. Örneğin; Michel Foucault*, toplumsal düzeyin dışındaki anlamlarda biyolojik bir cinsiyet bulunduğunu reddeder. Ve hatta bu konuda hızını alamaz, belki de asırlar sürecek tartışmalara sebebiyet veren bir isim olarak kendisini ateşe atar. Foucault, üzerine saatlerce konuşulacak bir isim, şuan onu burada manasızca harcamamı eminim kendisi de istemezdi. Eleştirilerin bir diğer yüzünde biyolojik farklılıkların toplumsal ötesi bir nitelik olduğunu savunan ve toplumsal cinsiyet görüşüne karşı çıkanlar vardır. Bu insanlar genelde işin feministik boyutuyla ilgilenmektedirler. Bu eleştirilerin ardı- arkası kesilmez azizim.. Mesela birileri de demiş ki; toplumsal cinsiyet kavramı, kadın- erkek arasındaki gücün aleyhine işleyen farklılıklarda odaklanmasıyla ilgili birşeydir. Yani daha açık bir ifadeyle bu kişiler ortaya ataerkillik taşını atarlar ve bu ataerkilliğin barındırdığı sorunların cinsiyet ile toplumsal cinsiyeti aynı kefeye koymak gibi bir hatadan kaynaklandığını savunurlar. Ha unutmadan bazı sosyologlar toplumsal cinsiyet kavramıyla, cinsiyet rollerini ya da cinsiyet ayrımcılığını kastetmek isterler. İşte bu da olayın ahlakçı bir yönü olup olmadığına dair çıkan eleştirilerin temelini oluşturmaktadır. 
Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet bu camiadaki insanların gözünde adeta bir tren görünümüne bürünmüş. Önce yolu belirleyen bir kişi çıkmış, sonrası malum.. Bizim tren olmuş mu sana vagonlar silsilesi.. Resmen duyan gelmiş, duyan gelmiş, her kafadan bir eleştiri ya da bir terim üretilmiş. İşte bunlardan biri de, cinsiyet toplumsallaşması. En yalın haliyle cinsiyet rollerine göre cinsiyet rolü tutumlarının öğrenilmesini ifade eden bu kavram, biyolojik gelişmenin yardımı olmadan kendisini ortaya koyamamaktadır. Tabi yanına ekstradan sosyolojik gelişmeyi de alarak.. Cinsiyet toplumsallaşmasının görevi; anne karnındaki bir bebeğin cinsiyeti belli olduğunda ailesinin pembe ya da mavi bebek kıyafetleri alması veya araba ya da bebek alması gibi beyinsel fonksiyonları geliştirmektir. İşin içine toplumsallaşan bu bireylerin kendi kafalarına göre yaptıkları yorumlar dahil olduğunda, cinsiyet toplumsallaşması hiç tereddüt etmeden sapmalar yaşar. 

*Keskin nişancı olan Annie Oakley değil bu, karıştırmayalım.
*en genel açıklaması.
Tepkiler:

4 yorum:

  1. Foucault'a katılıyorum bu konuda. Aslında ilk bu konuda yazmanı beklerdim bu da beni cinsiyetçi mi yapıyor bilemedim şimdi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok yok yapmıyor ;) Neyseki daha fazla gecikmeden yazmışım o halde..

      Sil
  2. Cinsiyet bedenimizin bize sunduğu seçenek sadece.Önemli olan beyinlerdeki cinsiyetlerimizi şekillendirebilmek 😊 etkinlgime katildiginiz icin tesekkr ederim.Sonucunu takip etmeyi unutmayin ay basinda olucak 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle tabi hatta asıl mesele o belki de.. Ben de teşekkür ederim, takipteyim.. ;)

      Sil