27 Kasım 2017 Pazartesi

Bir Kapitalizm Cilvesi: Hepsinden Ben Sorumluyum!

"O istediğim telefonu bu ay da alamadım. Neden? Çünkü iş başvurum kabul edilmedi ve ben yine beceriksizliğimi gözler önüne serdim. Oysa altı üstü bilmem ne şirketinin bilmem ne pozisyonuydu. Benim neyim eksikti? Zamanında yaptığım hataları yapmasaydım böyle olmazdı. Tüm eksikliklerimden ben sorumluyum..."

İşte size günümüz bireylerinin çoğunlukla bir araya geldiğinde hissettiği ruh halinden bir parça. Bir araya geldiklerinde olarak ifade ettim çünkü eğer belirli bir yaştaysanız ve çevrenizdeki yaşıtlarınıza kıyasla belirli bir konumda değilseniz iç sesinizden beyninize bu kaygı dolu sinyallerin gitmesi beklenilen bir sonuçtur. Hayatın bu noktasında yalnızca siz varsınızdır ve yaşadığınız herşeyin tek sorumlusu sizsinizdir! Ne kadar da iddialı bir cümle öyle...
Kapitalizm. Ahh kapitalizm, canım kapitalizm(!) Sen gelmeden önce kimse -özellikle ebeveynler- bizleri uyarmadı biliyor musun? Kimsenin senin hakkında en ufak bir fikri yoktu doğrusu. Sonra sen usul usul yerleştin aramıza. Sen geldikçe ortam da kalabalıklaştı, ortam kalabalıklaştıkça sen daha da yüklendin bizlere. En klişe tabiriyle bir yarışa soktun bizi.
Büyüdüğümüzü anlayınca(!) en iyi işlere, en iyi evlere, en iyi arabalara ya da telefonlara sahip olmak istedik. Çok güzel giyinmek, mis gibi kokmak istedik. Kaliteli tüketim yapmak istedik. Ama her isteğimizin karşılığında bir madde sundun bizlere. En iyi işi almak için bir kağıt parçasını diğerlerinin yanına bırakmamız gerekiyordu mesela. En iyi okulu okumak için sürekli harcamada bulunmamız... Ama olmadı ve sen dedin ki; suç senin. Aslında suç bizim değildi ama biz yine de bu durumdan oldukça utanç duyduk. Çünkü hayal kırıklığına uğramıştık.

Hor görülmek, kıyaslanmak, utanmak ya da her nasıl adlandırmak isterseniz, aslında tamamen kendimizi zorunlu tuttuğumuz bir bahane. Yani daha anlaşılır ifadeyle bu iş, zaten ipleri elinde tutan kapitalizme manasız bir güç vermekten başka birşey değil bana göre. Bu gücü veriyoruz çünkü toplum ya da birey farkı olmaksızın mücadele etmekten, ayak uydurmaktan ya da akıl yürütmektense köşemize çekilip ezikliğimizle utanmayı tercih ediyoruz. Oysaki kimse bizi bu durum için zorlamadı. Sadece bilinçsizlik ve hazırlıksız yakalanmanın bir bedeliydi bu. 
Konunun bu kısmında işin içine burjuva- proleter ikilemi girebilir ve belki de anlamsız bir çaba olarak algılanabilir. Ancak bir kesimin sahip olduklarının bedeli diğer kesime ödetilerek yürütülen bir mantığın fazlasıyla sağlıklı olduğu fikrinde değilim. Daha doğrusu bu tavrın çelişkili olduğunu düşünüyorum. Tabi 'haydi gelin birlik olalım, herşeye yeniden başlayabiliriz' gibi bir amaç da olmamalı aynı zamanda. Vurgulamak istediğim şey -konumumuz ne olursa olsun- mevcut kısıtlanmaların ya da kalıplaşmaların olduğu müddetçe yeniliğe hep bir duvar örüleceği meselesi. Ya da diğer bir ifadeyle 'ya bu yükü sırtında hep taşı ya da harekete geç' felsefesi. 
Bir yazıya rastladım; kapitalizmin ortadan kalkmasının sırrının insanlığın ta içinde barındırdığı o saf ve mutlak güce(!) dayandığından bahsediyordu. Yani diyordu ki gözünüze pembe bir gözlük takın dağ- bayır koşun. 😶 Koşalım koşalım da, içimizdeki iyilik falan, hani ne bileyim bu derece sığ boyuta inmemeli sanki bazı şeyler. Tamam, başarma arzusu ve buna bağlı gelişen kendine güven duyma hareketine diyecek lafım yok. Yok ama... Aması var işte...
Bence

22 yorum:

  1. Bu kapitalizmden ben de muzdaribim.Al,tüket ve at nereye kadar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonsuza kadar ya da belki sonsuzluğa.. Gün geçtikçe daha da genişletiyor boyutlarını bu algı. Bu gidişatın devamını ben de kestiremiyorum açıkçası..

      Sil
  2. Her şeyden önce tomar tomar paralarla oluşturulmuş beyin çizimine bayıldı, yapanın eline sağlık. O beyin keşke tomar tomar paralarla değil, minik minik kalplerden oluşsaydı değil mi? Şöyle sevgi dolu olsaydık hepimizi, telefon, araba, marka giysiler değil, sokaktaki kedilere, köpeklere verseydik sevgimizi.

    Hakikaten kapitalizmden çekerken bir de her şeyin suçlusu oluyoruz, yağmur yağsa suçluluk duyacak hale geldik:)Tamam belki üç aşağı, beş yukarı vardır herkesin hataları, yanlışları ama eğitim sisteminin hiç mi hatası yok? Bizi yönetenlerin hiç mi hatası yok? Çok mu mükemmeller?
    Kapitalizm bir gün ortadan kalkar mı? Kalkarsa yerine nasıl bir sistem gelir? Bilemiyorum umarım bizler göremesek bile gelecek daha iyi olur.

    Emeğine sağlık, keyifle okudum.Sevgilerimle.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke Müjde Ablacım, keşke demeyi de hiç sevmiyorum ama bu konuda malesef durumlar böyle..
      Çok haklısınız suç, hata, altta kalma ve buna benzer çoğu şeyi üstlenen hep biziz. Aynı ortamı çok fazla insan paylaşıyorken nasıl oluyor da belirli bir noktaya yükleniliyor, ben de pek anlamış değilim. Eh, kimse mükemmel değildir..
      Muhtemelen göremeyeceğiz ama umarım iyi olur dediğiniz gibi. Çok teşekkür ediyorum ben de güzel yorumunuz için :)

      Sil
  3. Hırslı olmadığın ve elindekinle yetindiğin zaman da sana "başarısız" damgası vururlar. Belki o kişi "en" ler içinde yaşamak istemiyor. Belki mandıra filozofu gibi az çoktur mantığına sahip.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle katılıyorum. Zaten oyun dışı olmanın en büyük sebeplerinden birisi bu etiketleme sorunsalı. Ya mecbursun ya da mecbur olmaya alışıyorsun..

      Sil
  4. Kapitalizm elitlerin oluşturduğu bir sistem. Onlar bize ne verirse onunla yetinmek zorunda kalıyoruz. İyi eğitim alamadığım veya iyi bir iş bulamadığım için kendimi hiç suçlamadım. Çünkü bu sistemde herkesin yeri ve rolü belli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabiki de herkesin bir yeri ve rolü var, olmalı da. Düzen bir anlamda böyle ilerliyor. Fakat üstte duranlar alttakilerin yetindikleriyle muhatap olmaya başladığı anda sorunlar da patlak veriyor. Suçluluk algısı atılıyor ortama..

      Sil
  5. Bu dönemde herşeyin gittikçe zorlaştığını izliyorum, okuyorum siz gençlerin yazdıklarından. Bir işe girene kadar, kendi kalıplarından farklı davranmakta insanı sarsabilir. Zor cidden. :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çevremde buna benzer cümleler kuran kişi sayısı o kadar fazla ki.. İşin üzücü yanı da çoğu durumun buna bağlanması ve o kalıpların dışına mecburi çıkılması. Zor ve yıpratıcı gerçekten de..

      Sil
  6. Aslında ben daha kötücül bakıyorum duruma kapitalizmin insanın doğasına en uygun tarz olduğunu düşünüyorum. Galiba bu görüşümün sebebi insan doğasını kötü buluyor oluşumdan kaynaklanıyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen insan doğasının kötü olduğunu ben de düşünüyorum doğrusu. Fakat yine de işin böylesi bir çıkmaza sürüklenmesi ya da algının bu düzeyde ilerlemesi ne kadar doğru, sanırım bilemiyorum..

      Sil
  7. Kızıma bir şey alamasam dertleniyorum. Neden evim yok neden arabam yok ben nerdeyim haha 😀

    Bu böyle uzar gider. Önemli olan sevgi cancağzım 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında haklısın, sen prenses kızına, kızın da senin gibi süpper bir anneye sahip olmasaydı dünyaları almak ne işe yarardı değil mi ama ;)) :D

      Sil
  8. Amalar bitmez, 'suç' bizde olmaya devam eder. :D

    YanıtlaSil
  9. Çok doğru yazmışsın.. kocaman emeğine sağlıkk :D

    YanıtlaSil
  10. "En iyi savunma saldırıdır" suçlu hissettir ki seni suçlamasın.Güzel tespit etmişsin...😉sosyolog farkı 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir yorum bu böyle, çok teşekkür ediyorum ;)

      Sil
  11. Haklısın, sayısı azımsanamayacak kadar çok olan bazı insanlar, sadece köşesine çekilip utanmayı tercih ediyorlar.
    Kapitalizmin buharlaşması için, insanların bayağı potansiyelli manevi ısı yaymaları gerekiyor ve bu da günümüzde çok zor görünüyor.
    Emeğine sağlık şef! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi yahu, ne güzel yorumdu öyle, potansiyelli manevi ısı.. Ama dediğin gibi çok zor.
      Teşekkür ediyorumm ;)

      Sil

Buyursunlar,