27 Nisan 2018 Cuma

Toplum Baskısı Diyorlar

Gülüyorsun, olmuyor. Koşmak istediğinde koşulmuyor. Tartışıyorsun, insansın sonuçta. İzin verilmiyor. Beş yaşında çocuksun; kırıyor, döküyor, kirleniyor, hatalar yapıyorsun. Dört yanını 'aman yapma, dokunma, buraya gel, sus' nidaları kaplıyor. On yaşına geliyorsun, aynı sırayı paylaştığın çocuk arkadaşlarınla bahçede top oynamak var aklının köşesinde ama... Verilen üç yaprak testi çözmek, çarpım tablosunda yaşadığın sorunları halletmek için başında bekleyenleri görüyorsun. On sekiz yaş; rüyalarını süsleyen o 'özgürlük' adı altındaki günlerin habercisi. Geçmişe nazaran bir nebze iraden ile baş başa kalabiliyorsun fakat adım attığın yer rakiplerinle dolu. Etrafında sana iyi bir gelecek sunmayı ilke edinmiş ebeveynler, uğruna göz kırpmadan savrulan paralar ve ışık hızıyla akıp giden günler buluyorsun. Görünmez kafese giren kuş gibisin. Uçuyorsun fakat üzerinde hep bir sorumluluk hissi var.
İşte yirmili yaşlar. Öyle ya da böyle bir yolun yolcusu olunmuş, hayatın diğer yüzü görülmeye başlanmış. Kapıyı araladığı an ardından hızla ittirmiş birileri ve hemen de kapatmış kapıları. Şanslıysan kendinde kalıyorsun. Kafan karışıksa kendinden geçiyorsun. Uğruna harcanan paralar ya da akıp giden günler yok mu? Var, var ama kafaya takılacak ne yeri ne de zamanı. 
Sonra bir anda birşeyler oluyor. Çoğu şeyin bittiğini düşünüyor insan. Yeterince tecrübe edindiğini ya da çoğu bireyden daha fazla nitelikli olduğunu hissediyor. Acıyı, ümidi, korkuyu sorguluyor mesela. Mutluluk arayışına giriyor. Teklik ve hiçlik arasında gidip gelirken bile aslında halen mutlak bir baskı durumunda kaldığını seziyor.
Tabi dönemin şartları da cabası... Bazen insanın zürafa olma isteği geliyor mesela(!) 'Zürafa olsaydım içinde bulunduğum şu ortamdaki tüm baskılar otomatik olarak yıkılırdı' diyor. Oysaki zürafa olunca da o alemin içinde kalacağı baskıları aklına bile getirmiyor, getiremiyor belki de.
Ha, şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Özgürlük, hür irade, yaşam ifadesi gibi faktörleri tamamen göz ardı edebilir miyiz? Tabiki de hayır. İnsan olmanın ifadesel biçimi hali hazırda bunlardan geçiyor. Fakat yine de, ne bileyim insan sezgileri işte! Yürürken gölgeni kontrol etmek gibi bir duygu bu baskı olayı; bir bakıyorsun gölgen seni kovalıyor, bir bakıyorsun haberin bile yokken usulca arkandan geliyor. Fakat hep orada ve o anda. Gece olsa bile biliyorsun ki ertesi gün güneş ile buluştuğunda yine orada olacak.
Aldım kendimi karşıma. Dedim böyle, böyle. Yaşamak kabullenmektir, risktir, bazen hatadır. Nefes alıyorsan çoğu duruma göğüs germek adeta bir insanlık görevidir. Bu nedenle tüm bu baskıları yaz mevsiminde peşine takılan arı gibi düşün; sen onunla uğraşırsan o da seninle uğraşır...
Unutma dedim.



✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.
Bence

20 yorum:

  1. Çok güzel yazmışsın. Hayat her daim mücadele gerektiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. Çok teşekkür ediyorum, sevgiler..

      Sil
  2. Hayat mücadeledir yani. Kendinle ve çevrenle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangisi daha ağır basıyor seçmek zor.. :)

      Sil
  3. İzin verilmeme konusuna sinir oluyorum ben. Her alanla da bununla savaşıyorum. Sadeve 'kadın' olduğun için yapamazsın değil de cidden bu ülkede olduğun için yapamayacağın, toplum kuralları mı diyim gelenek mi diyeyim her neyse işte o saçmalık yüzünden sinir oluyorum insanlara. o cümle hakkı rahmetine kavuşmuş umarım anlaşıldım :D

    bu arada ben sizi takip ediyorum sanıyordum etmiyormuşum :/ takibe aldım arada bana da beklerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzin verilmeme, engellenme ya da zorunda tutma. Sanırım hepsi aynı kapıya çıkan durumlar bence de..
      Çok teşekkür ediyorum ben de sizi severek takipteyim, sevgiler :)

      Sil
  4. İnsan yaşamak için topluma muhtaç.Toplumda,bireyleri normlarla yasaklarla sıkı bir kontrol altında tutuyor.O normları aşmak kolay değil ama özgürlük için değer her halde

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında özgürlüğün de iskeletini incelemek lazım günümüz toplumunda. Belki o zaman gerçekten birşeyler aşılabilir..

      Sil
  5. Mücadelesiz ruh hep yerinde sayar...
    Her yaş bir ayrı dert...:)))

    YanıtlaSil
  6. Zor şef, Hayat çok Zor... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimizin ulaştığı mutlak karar bu olmalı ;)
      (Bu arada mail adresinizde sanırım bir sıkıntı var, hata uyarısı ile karşılaşıyorum :))

      Sil
  7. bu sorunlar bizim toplumda var veya bize benzeyen toplumlarda :) avrupada hiç yok böyle bir şey. bunun nedeni, sanıyorum, bizde saygı eksik :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eksik olan tam nedir bilemem ama, çok eksiğimiz olduğu kesin.. :)

      Sil
  8. Çok güzel bir yazı olmuş. Çoğu yerde sana hak verdim. Özellikle küçük yaşlarda görmüş olduğumuz baskılardan dolayı kimliklerimiz hasar görmüş durumda. Kimi korkunun, nefretin, kinin ardında belki de o baskılar yatıyor. Fakat özgürlüğü de baskının olmadığı bir toplum şeklinde düşünmek yanlış. Özgürlük bambaşka ve derin bir kavram. Bunu anlamak anlayabilmek hepimiz için zor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum ve katılıyorum. Özgürlük salt baskısız toplum demek olmamalı bence de..
      Sevgiler

      Sil
  9. Ruh öze dönmek ister sen öze inmezsen

    YanıtlaSil

Buyursunlar,