23 Mayıs 2018 Çarşamba

Sinir Hastası

Bugün bir arkadaşım ile konuştum. 'Sinir hastası oluyorum haberin olsun' dedi bir bezmişlikle; 'duvarlar üzerime üzerime geliyor, insan kendisine bile sinir olur mu yahu, vallahi oluyorum' dedi. Beni de aldı bir gülme.
Fakat gülmek böyle zamanlarda aslında doğru bir hamle değil. Çünkü sana komik gelen kelimeler özünde karşı tarafın yarası olabiliyor. Ve sen de farkında olmadan bu yaraya tuz serpebiliyorsun. Gel gelelim insan şu gayri ihtiyari gülmelere de engel olamıyor. Belki de yaşanılan şeylerin ortak olduğunu görmek ya da birileri tarafından anlaşılabildiğini düşünmek komik geliyordur, bilemiyorum...
Say dedim arkadaşıma. Anlat en azından ferahlarsın. Başladı.
'İnsanlar çok anlayışsız.'
'Trafik çok kalabalık.'
'Kimse dinlemeyi bilmiyor, öğrenmek için de çaba harcamıyor.'
'Kimse bir başkasının derdini umursamıyor.'
'Bu dünya hep bana dünyası olmuş da biz ölmüşüz ah!'
'Yolda yürürken pat diye duran insanlara özellikle gidip çarpmak istiyorum.'
'Toplu taşımada koca koca adamlar laf dalaşı yapıyor, kadınmış, çocukmuş umurlarında bile değil.'
'İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.'
'Kim için ya da ne için çabaladığımın bilincinde bile değilim.'
'Yapıyorsun, yapıyorsun. İş eline sağlık demeye geldiğinde çevrende bir kişi bile kalmıyor.'
'Boş laf dinlemekten, dinlemek zorunda kalmaktan, birilerinin gönlünü idare etmekten çok sıkıldım!'

Ve daha niceleri...
Malum ben de #minimalmutluluk mimi halindeyim, şöyle ufaktan bir yapıcı rolü üstlenmek istedim. Fakat gerçekten de hiç kolay olmadı. Çünkü gündelik hayatta hepimizin yaşadığı sorunlar ve haliyle benim de zaman zaman şikayet edip mutsuz olduğum sorunlar bunlar. Çok rahat empati kurabilirken bir tanesine bile somut çözüm üretememek üzüyor beni doğrusu. İşin 'yapacak birşey yok' boyutuna çoktan gelmişiz de geçiyoruz bile.
Bazen de acaba gerçekten sinir krizi geçirsek hayat daha mı kolay olur diye düşünmüyor değilim. Karışan olmaz, dert anlatan, müdahale eden olmaz. Bir köşede otururuz fena mı! 😃
Muhabbetin sonuna doğru arkadaşıma 'sen en iyisi şimdi pencereni arala, derin bir nefes al ve çok yavaş bırak. Sonra da kendine teşekkür et, varlığın için' dedim. Dalga geçtiğimi düşündü, haklı da. Bir yarım saat sonra mesaj atmış; 'sinir hastası olmaktan vazgeçtim haberin olsun' diye. Güldüm...


✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.
Bence

10 yorum:

  1. Bu sıkıntılar içinde bende yaşıyorum. Bu sıkıntılardan azda olsa kurtulmak için bir şeyler yapmalı insan yazmak gibi... :) Belki de hepimiz bir gün delirip gideceğiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de yazmak tam bir terapi niteliğinde..
      Belki de delirmişizdir çoktan, kim bilir ;)

      Sil
  2. BU galiba İstanbul hastalığı.O kadar yorucu bir şehir ki herkes sinir içinde.Gençler bile mutsuzluk çekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle, mutluluk zaten zor bulunan birşeydi de, git gide içeriği de tozlanmaya başladı sanırım..

      Sil
  3. Tamdan bu arkadaşın saydığı şeyler çoğunlukla büyük şehir tanımlamaları işte tamda bu yüzden bende sinir hastası olmamak için terk ediyorum seni İSTANBUL

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçimizde hep bir gitmek var zaten..

      Sil
  4. Arkadaşın saydıklarından bende de var:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende yok diyene helal olsun vallahi :))

      Sil
  5. Evet bazen banada oluyor ama sonra düşünüyorum. Bu dünya benim için yaratıldı. Ağaçlar , gökyüzü , yemekler , içeçekler , odam eşyalarım , arkadaşlarım , ailem.... herşey ama herşey benim için insanlık için yaratıldı , özenle hazırlandı. Biran kendimi özel hissediyorum. Sonrası şükür.. ruhumun rahatladığını hissediyorum. En azından değer bilmeyen insanların böylesi güzellikleri umursamayışlarını ve insanları daraltmalarını büyük bir şanssızlık olarak görüyorum. Sonra kendime geliyorum. Haa birde şu pencereyi açıp derin nefes alma işinide bundan sonra yaparım artık.:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir yorum bu böyle, teşekkür etmeyi/ şükür etmeyi çok çabuk unutuyoruz. Ufak şeylerden keyif almayı unutuyoruz aslında..
      Nefes önemli şey ;))

      Sil

Buyursunlar,