16 Şubat 2019 Cumartesi

28 Day Blog Challenge #16


  • Yine bir liste günü, herhangi bir konuda 10 maddelik bir liste hazırla. Artık konu sana kalmış.

Bugünün konusu sizce de fazlasıyla eğlenceli değil mi? Ben diğer arkadaşlarımın listelerini okumaktan fazlasıyla keyif aldım. Yeni öğrendiklerim, pekiştirdiklerim, farklı bulduklarım... Kısacası pek güzeldi.
İnsan karar da veremiyor aslında yahu! İçimizin okyanusu öyle güzel akıyor ki, eh, aktarmak istediğimiz fazlasıyla şey oluyor haliyle. Ben de kararsız kaldım, epey düşündüm ve kendimizi tanımak ile ilgili bir liste hazırlamaya karar verdim. Aslında halen kararsızlık yaşıyorum, biraz da doğaçlama yazacağım galiba, hihihi!


  1. Öncelikle bir ayna buluyoruz ve tam karşısına oturuyoruz. Yumuşak bir ses tonu ile 'merhaba' diyoruz.
  2. Karşıda gördüğümüz şeyin yalnızca bir yansımadan ibaret olduğunu bir kenara bırakarak ayrıntılara odaklanmaya başlıyoruz.
  3. Mevcut bölgelerdeki gözlerimize tam bir göz teması kurarak bakıyoruz. Bakın oradaki göz bebeği var ya, dünyanın bütün elmaslarından daha değerli. Hüzün de onun içinde, mutluluk da, heyecan da... Onu el üstünde tutmak bizim görevimiz.
  4. Aşağı doğru iniyoruz, ağzımız ve dişlerimize doğru. Çoğu zaman ihmal ettiğimiz dişlerimize gülümseyen pozisyonda bir teşekkür ediyoruz. Çoğu çileyi çekiyorlar, kabul edelim...
  5. Şimdi ayna karşısında ayağa kalkıyoruz. Çünkü bir endamımız var, bir auramız... Hiç kimse farkında olmasa bile biz bu endamın sahipleri olmalıyız. Önce biz 'bize' değer vermeliyiz ki başkaları da görsün, anlasın.
  6. Eh, bu kadar inceleme yeter. Biraz hareket zamanı! Aklımızda canlandırdığımız bir müzik tınısına göre tam da şu anda içimizden gelen dans figürlerini sergilemeye başlıyoruz. Fakat öyle önemsizce değil; ritmi hissederek, heyecanımızı bilerek. Aynı zamanda kendimizi de rahatlatıyoruz bu sayede.
  7. Yorulduk mu? Şimdi aklımıza yorgunluk giderici şeyleri getiriyoruz. Mesela su, çay , kahve. Belki bir film, belki gezmek. Belki sıkı bir dost... Bakın bunların hepsi ama hepsi 'bizim' için var. Bize yardım etmek, destek olmak ve en önemlisi de bize değer vermek için.
  8. Aynanın karşısında ayakta durmaya devam çünkü şimdi biraz daha genele odaklanmaya başlayacağız. Hani belki aşırı kafaya taktığımız kilolar vardır, sevmediğimiz ya da kusurlu olarak nitelendirdiğimiz bölgeler vardır. Şimdi aynaya daha net bakıyoruz ve şööyle kocaman, mis kokulu bir öpücük atıyoruz kendimize. Bir yetmez diyorsanız iki, o da mı olmadı beş, on!
  9. Ve ferahlıyoruz. Dingin bir şekilde gözlerimizi kapatıp kalbimize kulak veriyoruz. Çünkü kalbimiz bu serüvenin en başından itibaren atıyordu. Üstelik bıkmadan, mızmızlanmadan, korkmadan... Bir teşekkür de ona.
  10. Son olarak aynadaki yansımanın yani 'kendimizin' özüne, ruhuna odaklanıyoruz. İşte bu, belki de kendimize vereceğimiz en büyük ödül. Belki de bu hayattaki nihai gayemiz ruhumuzu anlayabilmek, kavrayabilmek ve sevebilmek. Ruhumuza sarılıyoruz, kendimize...




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

15 Şubat 2019 Cuma

28 Day Blog Challenge #15


  • En çok merak ettiğin birşeyi araştır, iyice öğren bize de anlat. Bilgileri paylaşalım belki başkasına farklı bir şekilde temas eder ne dersin?

Eğer hafif duygusal bir karaktere sahipseniz muhtemelen göz yaşlarınızı zaman zaman sorguluyorsunuzdur. Ağlamanın aslında insan için bir ihtiyaç olduğunu özellikle son yıllarda fazlasıyla düşünüyorum ben. Tabi fazlasıyla da sorguluyorum bu ağlama durumunu. Benim de herkes gibi merak ettiğim çok şey var ama bugün içimden bunu yazmak geldi...

- Ağladıktan sonra neden rahatlamış hissediyoruz?

Biliyorum, gülmek bizim için oldukça yararlı bir eylem. Anatomik olarak da gülmenin faydalarını görmezden gelemeyiz. Ancak bence ağlamak da en az gülmek kadar mühim bir konumda. Çünkü bizler hız odaklı yaşadığımız hayatlarımızda çoğu duygumuzu -belki de bir gülücüğe sığınarak- bastırıyor, sıkıştırıyor ve görmezden geliyoruz. Haliyle sonunda ya devasa patlamalar yaşıyoruz, ya da içimize kapanıyoruz tamamen.
Bilim dünyasında bazı çalışmalar, stresli anlarımızda gelen ağlamanın hormon salgılamada bir artışa neden olduğunu savunuyor. Bu hormonların görevi ise adeta bir stres- savar olmak. Aynı zamanda akan göz yaşlarımız ile de bu stres hormonları uzaklaşıveriyor. 
Bir de endorfin meselesi var tabi, biz onu yalnızca gülerken bulduğumuzu düşünüyoruz ama ağlarken de salgılanıyor aslında. İşte bu nedenle mesela çok bunalmış hissedip gözlerimiz dolunca bir pencere aralayıp göz yaşlarını serbest bırakıyoruz ya hani, pencere kapandığında kuş gibi oluyoruz... Aynı zamanda vücudumuzdaki ağrılar da ağlama ile azalıyor ya da tamamen gidiyor. İşte hepsi bu endorfin sayesinde.
Bence doğru bilinen en büyük yanlış, ağlama hissi geldiği anda başka şeyler düşünerek o havayı dağıtmak. Bunu tıpkı gülme ihtiyacı hissettiğimizde birilerinin ağzımızı kapatması ya da susmamızı söylemesi gibi düşünebiliriz. İçimizde kalıyor yani, büyüyor ve belki de üzerine ekstra gereksiz anlamlar yükleniyor. Fakat vücudumuzun aslında rahatlamaya ve özgür bırakılmaya fazlasıyla ihtiyacı var. Ağlamak da bunun en doğal yolları arasında ve fazlasıyla rahatlatıcı etkiye sahip.
Hiç ağlamayalım tabi ama içimiz ağlarken de takma gülüşlere sahip olmayalım mesela...




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

14 Şubat 2019 Perşembe

28 Day Blog Challenge #14


  • Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın?

Ah Ezgi, canım Ezgi... Öyle güzel maddeler oluşturmuş ki bizim için, özellikle bugünün sorusu sanırım tam zamanında ve yerinde oldu benim için.
Hayatta bazı temel noktalar vardır. İnsan, özellikle yaş almaya başladıkça kendi duruşunu sergiler ve fikirlerini karakteri ile harmanlar. Hepimiz çocuk oluyoruz ve hepimiz çocukluğu özlüyoruz ancak hayat bir noktadan itibaren birey olmayı sunuyor bizlere. 
Hayatın belki de en büyük çıkmazı, zorunda olduğumuz ya da uyum gerektiren durumlar. Çok hızlı yaşıyor, hızlı öğrenip kolay tüketiyor, unutuyor ve bazen unutuluyoruz. Çoğu zaman benliklerimizin kontrolünü kaybedebiliyor ve çoğu zaman bunun farkına dahi varamıyoruz. İşte bu ikilemde güçlü duranlarımız hayata daha sıkı bağlanıyor, güçlü duramayanlarımız ise pes ediyor...
Hayat da öyle bir şey ki; bir oyun. Hem de kuralları, oyuncuları ya da süresi fazlasıyla esnek olan bir oyun. Kimse bize durup oyunun nasıl oynanacağı hakkında bilgi vermiyor ancak diğer yandan herkesin de oyun oynanırken söylemek istediği bir şeyler oluyor. Ne kulağını kapatabiliyorsun herkese, ne de tamamen odaklanabiliyorsun...
Bugün, aslında iyiyim. Fakat bir yanım fazlasıyla karışık... Görebildiğim -daha doğrusu gördüğümü düşündüğüm- bir yol var önümde. Yol dört dörtlük değil ama ben de değilim. Elimde bir tartı var, olumluyu- olumsuzu tartmak için can atıyor. Sonra ardıma bakıyorum, sesler o kadar fazla ki! Uğuldamalar, çıkarımlar, açıklamalar, düşünceler, belki öfkeler... Aklım orada takılı kalmak istiyor bazen, tamamen irdelemek ve etraflıca değerlendirmek istiyor. Fakat bunun dengesini sağlamak da yine ruhuma düşüyor, biliyorum. Galiba insanı en çok da bilmek yoruyor...

Bugün iyiyim. Ancak bir yanım yorgun, bir yanım heyecanlı, bir yanım biraz meraklıyken çok daha temkinli.




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

28 Day Blog Challenge #13


  • Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi.

Meydan okumaya başlarken kendime hiç aksatmayacağıma dair bir söz vermiştim. Burada yazıyor olmaktan daha çok, diğer arkadaşlarımın yazılarını okumak ve her daim yorum yapabilmek bence bu meydan okumanın en büyük iddiası. Elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum ancak dün öylesine yoğun bir gündü ki, iki kelimeyi bir araya getirecek fiziksel ve ruhsal gücü sanırım kendimde bulamadım. Bu nedenle bugünü iki yazı ile telafi etmeyi düşünüyorum. ✌

Instagram' ı iyi yönleriyle ele alırsak gerçekten de faydalı bir uygulama bile olabilir. Zaten bence instagram, asıl amacından çok daha uzak şekilde kullanılmakta... Benim kişisel bir hesabım var, çok sık kullanmasam da tabi ki herkes gibi takip ettiğim, beğendiğim ve hayran olduğum kişi sayısı çok fazla. O halde hiç vakit kaybetmiyor ve hemen paylaşıyorum.


- Bir video ile tanıştığım ve tanıştığım ilk günden itibaren hem şaşkınlık hem de hayranlık uyandıran bir hesap var ki, emin olun incelerken içiniz fazlasıyla ısınacak... https://www.instagram.com/reagandoodle/?hl=tr


- El emeğinin, yaratıcılığın ve geniş ufukların olduğu her tasarım beni fazlasıyla çekiyor kendisine. Özellikle dekorasyon ya da mutfak eşyası gibi düşkünlükleriniz varsa bu birbirinden çılgın ve orijinal tasarımlara bir göz atmalı... https://www.instagram.com/designbyseydaasli/?hl=tr


- Sanırım instagramda en çok şöyle şirin, minimalist ve güldüren çizimleri takip etmekten hoşlanıyorum. Bu hesap da çoğu duygu durumumun resmen hayat bulmuş hali gibi... https://www.instagram.com/ellopudge/?hl=tr 


- Hiç pasta fotoğraflarına bakıp imrenmeden instagram kullanılır mıymış yahu! Tabi ki benim de bu konuda takipte kaldığım birçok hesap var ancak içlerinden birisi tatlış anne- kız samimiyeti ile beni cezbediyor... https://www.instagram.com/cupcakepembe/?hl=tr


Paylaşmak istediğim onlarcası olsa da benim kendi dünyamdaki listem bu şekilde. Umarım her daim böyle farklı, orijinal ve enerjik hesapları keşfedebiliriz. 😇


✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

12 Şubat 2019 Salı

28 Day Blog Challenge #12


  • Yaşasın meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeylerini yaz da bilgilenelim..


* Dikkat! Aşırı kamu spotu için lütfen kemerlerinizi bağlayınız!


Bugün kendimi moda haftasında en ön koltukta oturuyor gibi hissettim. Podyumdan akıp giden birçok arkadaşım ve tabi önerdikleri çeşit çeşit ürünler... Hepsine yorum yapamasam da okudum, not aldım. Çok keyifliydi.
Blog dünyasında moda/ kozmetik üzerine yazı yazan arkadaşlarımı her daim takdir etmişimdir. Zira bu öyle kolay iş değil a dostlar! Araştırmak, bakmak, piyasa yoklamak, deneyim kazanmak, artıları ve eksileriyle bir ürünü tanıtmak bence herkesin yapabileceği bir şey değil. Sanırım ben de yapamazdım. Fakat bugün yapmayı deniyorum, haydi bakalım!


- Pure Beauty BB Cream & Maybelline sensational Mascara
Bakınız bu iki ürün, bir yangın anında ciddi anlamda ilk kurtaracaklarım arasında. Eğer günlük makyaja fazla vakit ayırıyorsanız bu iki üründen sonra bir aydınlanma, efendime söyleyeyim bir ferahlık gelecek üzerinize. İkisini de ayrı ayrı fazlaca övüyorum, ikisi de hayatımın en güzel köşesinde!


- Sinoz Yüz Bakım Maskesi
Bu ürün başlarda ilginç gelebilir, zira ben de 'ay ne kadar abarttılar şu sinozu' falan diyordum başta. Bakınız ön yargı dipsiz bir kuyudur, Sinoz yetkilileri şimdi çıkıp bana 'n'oldu ha n'oldu al işte bağımlımız oldun!' deseler önlerinde saygıyla eğilirim... Bu bir kil maskesi ama o bildiğimiz killerden değil, mis mis!


- Eyüp Sabri Tuncer Doğal Zeytinyağlı El ve Vücut Losyonu
Bir gün Bim' e giriyorum, bu ürünle göz göze geliyoruz. Kanım da kaynamıyor değil hani! İşte o günden beri kendileri baş köşemizde ikamet ediyor. Eşe dosta falan da aldım, arkadaş buluşmalarında aniden kremlenme ihtiyacı geldiğinde içimize sinerek kullanıyoruz vallahi.


- Nescafe 2'si Bir Arada
Hey gidi koca yürekli kahvem! Seninle ne dağlar, ne yollar aştık. Zirvede de beraber olduk, diplerde de... Soğuk- sıcak demedin, beni unuttun demedin -ki asla unutmam-, sinir- stres demedin tuttun elimden. Sen olmasaydın ben olmazdım... 😂


- Siyah Elbise
Şimdi niyetim her kadının dolabında siyah elbise bulunmalı klişesi değil ancak, bakınız bu kural gerçekten de doğru. Nasıl bir şeyse şu siyah elbise; kışın altına bir çizme bir palto, hemen çık! İlkbaharda şöyle tatlış çoraplar, spor ayakkabı, al sana tarz ve cool(!) bir görünüm. 


- Kot Ceket
Bence kot ceket öyle bir parça ki; kullanmıyorken her daim elimizin gittiği, 'ya acaba bana yakışır mı' dediğimiz, vitrinlerde her daim bir bakış attığımız ancak ilk adımda almaya pek cesaret edemediğimiz... Kullanmaya başladığımızda ise bir daha kesinlikle vazgeçemediğimiz. Ben özellikle farklı tarz kot ceketleri çok beğeniyorum ve mutlaka üzerinde değişimler yapılmış kot ceketleri tercih ediyorum. Özellikle son yıllarda fermuar stilleriyle farklı kot ceketleri fazlaca görüyoruz. Bir denemeli bence...


- Converse
Az önce bir arkadaşımın da yazısına yaptığım yorum gibi, yaşasın Converse aşkıı!




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

11 Şubat 2019 Pazartesi

28 Day Blog Challenge #11


  • Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

İnanır mısınız, bugünü öyle fazla bir coşkuyla bekliyordum ki, harika bir konu ve hem öğrenip hem de paylaşacağımız onlarca yazı. Cevaplayan tüm arkadaşlarımdan notlar aldım, güzel alıntılar okudum. Yeni şeyler öğrenmek çok güzel bir duygu. Ve tabi paylaşmak da...
Bundan bir süre önce hem meslektaşım hem de çok yakın arkadaşım bir kitaptan bahsetti. Hali hazırda kitabı okuyordu ve etkilendiği alıntılardan birkaç örnek sunuyordu bize. Alıntılar öyle nefis, öyle tatmin ediciydi ki günler artık ondan gelecek bir mesajı bekleme merakıyla dolmuştu. Sonrasında elimizden gelen en kısa sürede kitabı temin ettik ve belki de hayatımın kitaplarından olacak bir kitabı çok kısa bir sürede ve dikkatle okudum. İyi ki de okudum.
Azra Kohen... Fi/ Çi/ Pi üçlemesiyle hayatımıza giren, Fi' nin belki de popüler kültürün biraz kölesi olmasıyla birlikte ön yargılara kapı aralayan ve bence ufku çok ama çok geniş olan bir insan. Öyle diyor kendisine; ben bir insanım, basit bir insan aslında. Popüler kültürde fazla ses getiren kitaplardan istemsizce uzaklaşıyorum. Azra Kohen' de aklımın hep bir köşesindeydi, ta ki hayatıma 'Aeden' girene kadar...
Bu öyle bir kitap ki; hayret ediyor, çok daha hayret ediyor, aydınlanıyor ve hak veriyorsunuz. Kitap ile öfkelenip, kitap ile ağlıyorsunuz. Oradaymış gibi acı çekiyor ve yine oradaymış gibi çaresiz kalıyorsunuz. Ama en önemlisi de insan olmanın, evrimde aslında ne kadar da geride olduğumuzun, temel mekanizması merak etmek olan ve bu merakı çoğu zaman ehlileştiremeyen zevk düşkünü insansılar olduğumuzun farkına dibine kadar varıyorsunuz. Kitabı okurken çoğu yerde duygularım fazlasıyla ağır bastı. Çünkü gerçekler o kadar gerçek ve netti ki, aslında hep ötelediğimiz ya da görmezden geldiğimiz şeyleri okumaktı belki de his yoğunluğu veren.
Niyetim kitabı ballı börek yapmak değil, zirvelere taşımak ya da popülerleştirmek değil. Elbette sevmeyenleri de vardır. Ancak Azra Kohen' i biraz olsun araştırmışsanız, hayata bakışını, fikir sistemini, planlarını bir nebze takip etmişseniz bu kitaptan eminim en az benim kadar tatmin olacaksınız. Bunların hiçbiri olmayabilir de, olsun. Yine de öneriyorum ben Aeden' i. Bence okuyabildiğimiz kadar okumalıyız bu kitabı... 


Çünkü bu kitabı böyle okuyorsunuz...


✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

10 Şubat 2019 Pazar

28 Day Blog Challenge #10


  • Şimdiki aklım olsa şu bölümde okurdum dediğin bir dal var mı? Anlat bakalım neymiş?

Ilık ve az bulutlu bir sabah, uyanıyorum. İçimin uyanmak istemeyen sesi ile yine aynı şeyleri yaşayacak olmanın bilinci harmanlanıyor içimde. Yola çıkıp ulaşılması gereken yere varıyorum. Şeyler oluyor ve bitiyor, ben hiç 'beni' bulamıyorum.
Sonra zaman geçiyor, anlıyorum ki bazı şeyler öyle olmamalı. Kimse kimsenin üzerinde durmamalı, hayat da boşa harcanmamalı. Normalde kararsız olan benliğim tam üç dakikada bir karar veriyor, bu kararın hayatının en iyi kararı olduğundan habersiz... Ve muhteşem bir serüvenin kapıları heyecan ve endişeyle açılıyor o gün benim için. Tabi ardımda da kapanan bir kapı oluyor ama iyi ki de kapanmış dedirtiyor.

Şimdiki, sonraki, öteki, beriki... Hiç fark etmez. Hep ve her daim bu bölümü okurdum ben. Çünkü zaten belki de sınırları fazlasıyla belirli bir hayatı bırakıp dört tarafı özgür olan sosyoloji dünyasını tercih etmiştim. Bazı şeyler imkansız sayılabilir, zira o üç dakikalık süreçte benim için bazı şeyler imkansızdan da öteydi. Fakat istemek de böyle birşey işte, çok istemek, çok çok istemek...
Kendimi 'kendim' olarak sosyoloji ile keşfettim. Farklılıklar içindeki benzerlikleri, özgünlüğü, parıltıyı, gerçekçiliği sosyoloji ile tatmış oldum. Hani hayatta kendimizi tam anlamıyla ifade edebildiğimiz, 'hah işte tam da bu yahu bu!' dediğimiz nadir anlar vardır ya, öylesine tatmin eder ki ruhumuzu. Adeta huzur buluruz. İşte ben sosyoloji ile tam olarak bunu yaşadım. 
Aslında bir tarafım sanata fazlasıyla meraklıdır; özellikle oyunculuk ya da dans gibi... Önce bir ihtimal olsa sanatı tercih ederdim diye düşündüm ancak sanırım yine de sosyolojiden vazgeçmez, sanatı da harmanlayarak devam etmek isterdim yeniden. Hayat insana her daim olması gerektiği şeyleri veremiyor, bu nedenle hayatın ayrıntılarından bulduğumuz bu ufak kırıntılar bence bizi biz yapan şeyler ve çok değerliler.
Meydan okumadaki tüm arkadaşlarımın yazılarında aslında içimizde kalanlar var. Evet, zaman bazı şeyler için geç kalmış olabilir ancak bugün bile içimizdekileri satırlara dökebiliyorsak halen enerjimiz, inancımız ya da heyecanımız var demektir. Bunu mutluluk olarak adlandıracaksak, mutlu olabiliriz. Şeyler her zaman tam anlamına yerleşmek zorunda değil ve bazen görmek istediklerimiz çok da uzağımızda değil. Önemli olan kendimizi bilmek ve kendimize inanmak...

💫





✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

9 Şubat 2019 Cumartesi

28 Day Blog Challenge #9


  • Hakkında 5 garip şeyi söyle de bilelim ne kadar arızasın.

Bir yandan hastalıkla boğuşup diğer yandan hiçbir şeyin içimden gelmiyor oluşu bugünün bence çok keyifli bu maddesiyle biraz olsun ortadan kalktı. Az önce diğer arkadaşlarımın birbirinden komik ve farklı özelliklerini okudum, bolca güldüm ve bolca düşündüm. İnsanın kendisini anlatması her daim kolay olamıyor ama kabul edelim hepimizin bir tarafında arızalardan geçen bir yol var. Olsun, böyle de güzeliz!
Bakalım bende neler varmış...


  • Bir nesne, bir ortam ya da bir an içinde en ufak bir yamukluk varsa benim için sinyal verilmiş demektir. Mekan- zaman fark etmiyor, duvarda bir tablo minicik yana mı kaymış diyelim, düzeltmem lazım. Kendi evim ya da başka evler, hiçbir fark yok. Eğer amacıma ulaşamazsam gece asla uyuyamam. Denendi ve onaylandı. 😁


  • Sanırım ben düzen olayıyla biraz fazla içli dışlıyım. Telefonumda yüklü olan uygulamaları mutlaka kategorisine ve rengine göre dosyalarım. Yeni bir uygulama mı indireceğim mesela, eğer o dosyalardan hiçbirine uyum sağlayamıyorsa çok istiyor bile olsam indirmem. Kalbime gömerim yine de indirmem, hihihi!


  • Bu biraz garip gelebilir ancak gün içerisinde toplu taşıma tercih ediyorsam ve o toplu taşımaya ucu ucuna yetişme durumu yaşıyorsam kesinlikle kendimi bozmam ve yetişmeye çalışmak için koşmam. Bence bu benim en arıza tarafım, zira geçmişte çoğu arkadaşımın yetişmek için koşarak beni geride bıraktığı olmuştur. Bir sonraki araca binerim, n'olmuş yani(!)


  • Ne giyeceğim her daim önceden belirlenmiştir. Geceden mutlaka kıyafetlerimi ütülerim. Ütüye de biraz kafayı takmışım ben yahu, spor kıyafetlerimi bile ütülemişliğim var...


  • Yolda yürürken gördüğüm her araba camından ufak da olsa kendi yansımama bir bakış atarım. Bu durum nasıl görünüyorumu kontrol etmekten ziyade tamamen arızalıkla alakalı. Bir arabayı es mi geçtim mesela, o günlük hakkımı doldurmuşum demektir. Yazarken fark ettim de bu baya arızalıkmış yahu, bundan uzaklaşayım ben en iyisi!  😃




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

8 Şubat 2019 Cuma

28 Day Blog Challenge #8


  • Kolaya kaçıyorum, yazıyı sen yazmak zorunda değilsin. Bırak da bizim için seçtiğin 3 alıntıyı okuyalım bugün.



"İçinde yaşadığımız zamanı aşmadan, zaman boyutuna hakim olmadan anların içindeydi tüm varoluşumuz. Hayatımız bir andı. Yaşadığımız gezegen, evrende belki de birkaç saniyedir vardı. Ve bizler zamanın içinde, enerjiyi en yavaş titreşimde madde olarak görebileceğimiz belki de tek yerde, sanki hapis gibiydik."     

Aeden/ Azra Kohen





- "Hayat hep bu kadar zor mu, yoksa sadece çocukken mi böyle?"
- "Hep böyledir." 

Leon- The Professional






"Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir. Ve hiç kimse bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar aptal değildir."

Aldous Huxley




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

7 Şubat 2019 Perşembe

28 Day Blog Challenge #7


  • En çok neyi özlüyorsun bu hayatta hiç düşündün mü?

Zaman akıp gitti ve meydan okumamızda bir haftayı bence büyük bir keyifle tamamladık. Bu süreç içerisinde olmaktan fazlasıyla neşe duyuyorum, bir yanım bitmesin istiyor aslında...
Tabi her güzel şeye gölge düşüren bazı olaylar da yok değil. Mesela şu son birkaç gündür havanın ruh hallerinin değişkenliği sonucunda yeniden hastalığın kollarına savrulan bir ben gibi. Şu anda bu yazıyı bile nasıl yazdığımı çok bilemiyorum, eğer garip şeyler yazmışsam şimdiden affola...
Öyle güzel bir soru ki bu, eminim tüm arkadaşlarım birbirinden duygusal cevaplar vermiştir. Zira henüz ziyarette bulunamadım, sanırım biraz toparlanmam lazım. İnsanı bulunduğu yerden alıp çok farklı zaman dilimlerine bırakan bir soru bu, bende de aynı etkiyi gösterdi.
En çok, çok fazla şeyi özlüyorum aslında. Bir insanın en çok listesi nasıl kabarık olabilir diye de düşünmüyor değilim ama işte, özlüyor insan... Sabahları erkenden uyanıp sarı tabağımın içine aldığım havuçları yerken Bugs Bunny izlemeyi özlüyorum mesela. Bir bayram sabahı erkenden uyandırıldığım ve en büyük derdimin güzelce giyinmek olduğu heyecanları özlüyorum. Arkadaşlarıma ne kadar harçlık topladığımı güle oynaya anlattığım günleri...
Sonunu düşünmeden, çıkar gütmeden ve hesap yapmadan gerçekleşen çılgınlıkları özlüyorum. Aslında insan ömrü her daim çılgınlıklara açık olabilir fakat kabul edelim bu toplumda artık neredeyse hepimiz birşeylerden çekiniyoruz, utanıyoruz ya da rol yapıyoruz. Okul korosunda şarkı söylediğim günleri aslında çok özlüyorum. O sahneyi, o bir anda parlayan ışığı ve ardından gelen alkış seslerini çok derinlerimde bir yerlerde naif bir şekilde özlüyorum. İyi ki de yaşanmış öylesi duygular...
İlk evcil hayvanımı, ilk karne heyecanımı, ilk başarımı, araba kullanmaya başladığım ilk günü, nefessiz kalana kadar güldüğüm ve hatta gülmekten gözümden yaş gelen dakikaları; yani kısaca şöyle pürüzsüz ve doğal samimiyetleri çok özlüyorum. Tabi bir de çok sevdiğimiz ama bu hayat içerisinde bir daha görmemizin mümkün olamayacağı kayıpları...




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

6 Şubat 2019 Çarşamba

Ve Bir Duyuru!

Meydan okumalara ufak bir ara verip nefis bir çekiliş ile şenlenmek ister miyizz? Bence isteriz. 😁
Blog dünyasında tarzını fazlasıyla sevdiğim Ivır Zıvır Enstitüsü burada dolu dolu bir çekiliş başlatmış. Umarım bol katılımı olur ve güzel yerlere ulaşır diyelim şimdiden.

Siz de katılmak isterseniz bence hemen uğramalısınız bu keyifli çekilişe. Herkese bol şans!.. 😇


✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

28 Day Blog Challenge #6


  • Bugün liste günü, şöyle bir düşün tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğin 7 şarkılık bir liste hazırla..

Meydan okumamızın en neşeli günlerinden olan bugünü, en başından beri keyifle bekliyordum açıkçası. Çünkü çoğunluk gibi ben de şarkılarla çok farklı dünyalara geçiş yapabiliyorum. Aynı zamanda meydan okumadaki diğer arkadaşlarımdan gelecek çeşitli şarkılar için de sabırsızdım. Fakat itiraf etmeliyim, belki de en zor günlerden birisi oldu bugün. Sevgili Ezgi' nin de söylediği gibi aslında meydan okumaya katılmaktan ziyade yazılan yazıları takip etmek çok daha büyük bir meydan okuma. İşte bunun için azim lazım bizlere!
Birbirinden güzel bir dolu şarkı dinledikten sonra ben de kendi dünyamın kapılarını aralamak isterim buraya. Hepimiz şarkı seçerken kararsız kaldık biliyorum ama olsun, umarım keyif alırız...



  • Bazı şarkılar anlatılmaz, bazen üzerine konuşulmaz. Bazen ardında bir yaşanmışlık aramaya bile gerek kalmaz. Bir notaya aşık olursun mesela, sırf bir tını uğruna dinlersin o şarkıyı. Tıpkı bu şarkı gibi...  https://www.youtube.com/watch?v=hY0iikl51Ns      



  • Sizi bilmem ama ben şöyle emeği üzerinde kliplerle süslenmiş şarkıları çok seviyorum. Özellikle bir klip için ayırdığımız süre geniş ufukların habercisi olabiliyorsa... https://www.youtube.com/watch?v=Vq9jWAxUIEs



  • Hani bazı efsaneler vardır hayatımıza bir yön veren. Gerçi benim için her bireyin aldığı ışık çok farklı ancak çoğunluk gibi ben de bu şarkı ile içimdeki okyanusun penceresini aralarım... https://www.youtube.com/watch?v=fJ9rUzIMcZQ

  • Havalar ısınmaya başlarken içimizde bir kıpırtı oluşur ya, kuşa böceğe selam vermek isteriz. Kırlarda yuvarlanmak falan, hihihi! O yuvarlanma esnasında ben bu şarkıyı dinleyebilirim aslında. https://www.youtube.com/watch?v=ZyVzm8AOdY4




Keyifli dinlemeler... ✌




✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

5 Şubat 2019 Salı

28 Day Blog Challenge #5


  • Sana ilham veren şeylerden bahset belki başkasına da ilham olur.

Galiba ben bu meydan okuma hiç bitmesin isteyeceğim. Diğer aylarda da devam edelim mesela, olmaz mı? 😁
Bugünün konusu oldukça güzel ve katılan tüm blog arkadaşlarım birbirinden güzel cevaplar vermişler. Her birini zihnimin ilham kutucuğuna özenle sakladım, zamanı geldiğinde kullanmak üzere...
Bence gezegende insan olarak bir varlık sağlıyorsak, hayata dair bazı kıpırtılar olmalı. Olmalı ki bu döngüde kendimize bir aidiyet oluşturabilelim. İşte ilham benim için tam da böyle birşey; hem çok dışarıdan hem de fazlasıyla benlikten gelen bir ışık. Belki de bize verilmiş nadir kıymetlerden birisi.
Her ne kadar farkında olmasak da her insanın potansiyelinde bir ilham şelalesi olduğuna inanıyorum. Bizler bir bütünün çok farklı ve ayrılamaz parçalarıyız, birbirimizi sıradanlaştırmak da yapılabilecek en mühim hatamız. Aslında her birimizin gözleri, bir diğerine ilham kaynağı...
Peki o halde lafı daha fazla uzun yoldan götürmüyor ve kendi ilham kaynaklarımı yazıyorumm!


  • Çikolata
Hihihi! Vallahi yalan yok, çikolata oldu mu potansiyelimi aşıp çok daha coşkuyla yaşayabilirim. Adeta bir nefes gibi benim için, iyi ki çikolata var zira o olmasa ne yapardık bilemiyorum. 😋


  • Kış
Hani bazı zamanlarda içimizde hareketlenen bir his olur. İç sesimiz canlanır, duyu organlarımız ferahlar ve kalp ritmimiz hızlanır. O anda farklı şeyler yapmakgelir içimizden, huzuru aramak gelir mesela. Zihnimizin sınırlarını yeniden keşfetmeye başlarız. İşte kış benim için tam da böyle bir ilham kaynağı...


  • Zürafa
Mesela ben, boş zamanlarımda zürafa resimlerini ayrıntılı inceleyerek farklı dünyalara geçiş yapabiliyorum. Vaaoovv! 😆




  • Sevgi
Bu belki klişe bir cevap olabilir ancak belirli bir zamandan sonra ruhumun gerçekten de sevgiden ilham aldığını fark ediyorum. İnsan -sevmek ve sevilmek üzerine kurulu bir mekanizmaysa- sevgi ile aslında çoğu zaman göremediği, ulaşamadığı, dokunamadığı şeylere erişebiliyor. Yeni okyanusların kaşifi olabiliyor. Fakat bence bu sevgiyle buluşabilmek istiyorsak çok daha derinlerimize göz atmalıyız...



  • Gece
Hayatta ilham aldığım ve ilham almaktan fazlasıyla memnun kaldığım en temel şey gece olabilir. İnsanın gündüz ve gece insanı olarak konumlanmasına inanıyorum doğrusu. Gece olup sesler yuvasına çekildiğinde 'ben halimi' tamamen açabildiğimi düşünüyorum evrene...



  • Ve tabi ki blog
Burada bir varoluş sergiledikten sonra anladım ki, hayattaki belki de çoğu şey hiçbir zaman blog dünyasında olmak kadar hürleştiremeyecek ruhumu/ zihnimi. İnsanın kendisini tamamen kendisi olarak açabileceği ve belki de hayatı boyunca hiç göremeyeceği başka bedenler tarafından destekleneceği bir 'dünya' nasıl olur da ilham vermez zaten değil mi?.. ❤



✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

4 Şubat 2019 Pazartesi

28 Day Blog Challenge #4


  • Hava nasıl olursa olsun, yürüyüşe çık bugün, o gün gözüne ne güzel göründüyse birkaç fotoğraf da çek, anlat bakalım neler oldu?

Hani bir söz var ya, hayat sen planlar yaparken karşına geçip gülermiş diye. İşte bugün, o gün. Az önce Öneri Makineciğimin yazısını okudum, aa dedim vallahi de beni yazmış. Bir insan hiç mi fotoğraf çekemez a dostlar, evet çekemedim!
Hikaye şöyle başlıyor...
Bir varmış bir yokmuş. Tüm masal klişelerine karşı durarak başlayan bu hikayemizde esas kız yine güneşten önce selamlamış sabahı. Penceresini aralamış, bir yudum su içmiş, köpeğini sevgi sözcükleri ve birkaç gıdıklama ile uyandırmış. Her zaman olduğu gibi yürüyüşe çıkmış. Hikaye bu ya, bugün de okulların açıldığı günmüş ve etraf insan- çocuk- mikrofona haykıran müdür sesleri ile doluymuş(!) Bir süredir aslında köpeğiyle rahat rahat gezdiği yollarda bu defa adım başı durmak zorunda kalan ve köpeğinin soy ağacını her bir çocuğa anlatan esas kız bu arada tabi ki fotoğraf çekmek için vakit bulamamış haliyle. Neyse.
Bir yürümüş, beş koşmuş, kah kuşları kovalamış, kah çığlıklara karşılık havlamış esas kızın köpeği. Önce karşılarına köpekten korkan bir teyze çıkmış. 'Ay bir de köpek mi gezdiriyorsunuz' gibi bir tepki verip gitmiş. Sonra iki köpek aşığı genç gelmiş, sevgi gösterileri yaparak ayrılmışlar esas kızın yanından. 
Yeniden hikaye bu ya, hava öylesine güzel öylesine ferahmış ki, kimseciklerin durup güneşi selamlamaya vakti olmadığını anımsamış esas kız. Oysaki ağaçların altında biriken yapraklar hışırdıyor, kuşlar şakalaşıyor ve tabi bir de araba sesleri insan seslerine karışıyormuş. Aslında şöyle geriye çekilip dışarıdan bakınca esas kız, adeta bir kaos görmüş etrafında. Ay bu kaosta nasıl fotoğraf çeksinmiş ama değil mi!
Sonra bir anda tam karşıdan el ele yürüyen bir amca ve bir teyze çıkagelmiş. Esas kıza tebessüm etmişler, köpekciği fazlasıyla sevmişler, anılarından ve birbirlerine olan bağlılıklarından bahsetmişler. Tatlı selamlama biçimleri ile yine el ele uzaklaşmışlar esas kızdan. Bakınız burada esas kız bir fotoğraf çekemediği için fazlasıyla üzgün...
Çocukların okul sınırları içerisine girmesi, insanların işlerine gitmesi ve trafiğin bir nebze azalması ile tenhalaşan yollarda usul usul evin yolunu tutan esas kızın köpeği başka bir köpek kankası ile karşılaşıvermiş. Kendi aralarında ve kendi dillerinde yaptıkları sohbetin nasıl da saf olduğunu gözlemlemiş esas kız. Tam fotoğraf çekecekken kankanın tuvaleti gelmiş, eh koştur koştur çimlere. Esas kızın köpeğinin boynu bükük...
Ve nihayetinde evin kapısı görünmüş. Tüm bir hikaye, geçirilen onca dakika somut bir anı bırakamadan sonlanacakmış. O anda sanki tüm evren ayağa kalkıp esas kızı bu başarısından(!) ötürü alkışlamış. Ve hikayemiz de burada sona ermiş.

Yayında ve yapımda emeği geçemeyen bana lütfen teşekkür etmeyin, zira az önce arkadaşlarımın günlerini okudum ki, aman efendim bir fotoğraflar var bir fotoğraflar, mis mis! 😎


✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.

3 Şubat 2019 Pazar

28 Day Blog Challenge #3


  • Bazı evlerde hep pişen bir yemek vardır. Pişirmekten vazgeçmediğin bir tarifi bizimle paylaşır mısın?

Sizce bugün blog dünyamıza bayram havası gelmiş olabilir mi? Bence olabilir. Bakın mesela ben, az önce sayamayacak kadar çok ve güzel tarifler not aldım bir kenara. Haliyle ağzım da sulanmadı değil hani... 😍

Öyle neşeli bir başlık ki bu, hepimizde birer tebessüm bıraktığını düşünüyorum. İnsanın kendisinden bir şeyler paylaşması çok güzel bir duygu. Hem öğreniyor hem de etkileşimde bulunuyoruz bu sayede.
Mutfakla içli dışlı olmayı çok seviyorum; modum düştüğünde ya da keyiflenmek istediğimde ben de çoğumuz gibi mutfakta buluyorum kendimi. Yeni şeyler denemek için sabırsızlanıyorum, hatalar yapmayı ve sonunda tecrübe edinebilmeyi öğreniyorum. Bu nedenle tüm iştah açıcı tarifler iyi ki varlar vallahi!
Gönül ister ki yapmaktan keyif aldığımız tüm tarifleri paylaşabilelim. Ancak ben bugün tadı damağımda kalan ve yemelere doyamadığım Sütlü Çorba ya da kendi ifademle anne çorbası tarifini paylaşmak istiyorum. Özellikle kış aylarında tüketmeyi çok seviyorum, gerçi ben her daim tüketebilirim aslında. 😋 İlk bakışta damak tadını bir nebze zorlayacağı hissi veren bu çorba, bence herkesin en az bir defa denemesi gereken bir lezzet. Ay daha fazla çorba için övgüler yağdıramıciiim, işte tarifi! 😃

Malzemeler;

  • Tavuk suyu
  • Didiklenmiş(ki bu kelimeyi komik buluyorum) tavuk
  • Haşlanmış yeşil mercimek
  • Haşlanmış pirinç
  • Süt
  • Un
  • Tereyağ 
  • Tuz
Üzeri İçin;
  • Zeytinyağ
  • Toz Kırmızı Biber
  • Nane

Ve gelelim yapılışına;
Öncelikle 1 bardak un ve 2 bardak suyu bir kase içerisinde karıştırıyoruz. Unun topak halleri kalmasın diye karışımı süzgeçten geçiriyoruz ve pişireceğimiz tencereye alıyoruz. Üzerine kıvamı gelinceye kadar ya da kendi isteğimiz doğrultusunda süt ekliyoruz. Süt gözümüzü korkutmasın zira lezzetin çoğunluğunu dengeleyen malzeme süt. Daha sonra devamlı karıştırarak kaynamasını bekliyoruz. Daha lezzetli olması adına tavuk suyunu ekliyoruz. Burada karar sizin, eğer kıvam çok yoğun olduysa biraz daha süt ekleyebilirsiniz. Çorbamız kaynadıktan sonra mercimek, pirinç ve tavuğu da ekleyerek biraz daha kaynamasını bekliyoruz. Son olarak tereyağını da ilave edip ocaktan alıyoruz.
Üzerini soslandırmak aslında tercih meselesi fakat bana sorarsanız bu çorba sosu olmadan hak ettiği lezzetten biraz eksik kalıyor. Bu nedenle ayrı bir sos tavası içerisinde 1 kaşık zeytinyağ, birer tutam toz kırmızı biber ve nane ekleyip çok yanmaması şartıyla ısıtıyoruz. İster servis anında ister direkt olarak çorbaya ekliyoruz. İşte bu kadar!
Bu tarif ile misafirlerinizi de şaşırtabilirsiniz, kesin bilgi, hihihi! 
O halde hepimize afiyet olsunn! ✌





*Görsel kaynağı: Google

✔Bu yazıyı herteldenşef yazdı.